1. 1
    sanatın tanımı dönemler boyunca değişim geçirmiştir. bazı dönemlerde dinle/büyüyle ilgili olduğu düşünülürken, bazı dönemlerde tamamen sipariş üzerine yapılan bir zanaat dalına dönüşmüştür. uzunca bir süre sanat eserinin "biricik" "tek" "eşsiz" olma özelliği bir sanat eserini tanımlamakta kilit nokta iken, fotoğraf, sinema ve özgün baskıresim ile sanat eserinin çoğaltımı, dağıtılması ve erişebilirliği bu tanımı değiştirmiştir. Marcel Duchamp'ın pisuvarı, Andy Warhol?un Brillo kutuları ile sanatta readymade (hazır nesneler) kullanımı başlamış ve sanat eserinin sanatçı tarafından yaratılması gerekliliği bile ortadan kalkmıştır. izleyicide nefret, korku, öfke, tiksinti yaratmayı hedefleyen akımlar ile sanat eserinin estetik bir haz verme özelliği de gerekliliğini kaybetmiştir. bunun yanında sanatçıların dünya görüşlerine göre pek çok farklı akım ortaya çıkmıştır. kimi akımlar topluma öncü olmaya, yol göstermeye çabalarken kimi akımlarda sanatçı sanatı sadece kendisini ifade yöntemi olarak görmüştür. kimi akımlarda ise sanat sadece sanat için yapılmaktadır.

    unutulmaması gereken şey ise sanatın insanlar tarafından üretilen bir şey olduğudur. özellikte ülkemizde sanata çok aşkın neredeyse uhrevi anlamlar yüklenmekte. sanatçıya tanrısal bir rol atfedilmekte ve sanat eseri eleştireye kapalı bulunmakta. bunu sanat eğitiminin "23 nisan resmi yapın, şair burada ne anlatmak istemiş, flütle yılan hikayesi çalma" boyutunda kalması ile ilişkilendiriyorum. maalesef sanatla, müzelerle, galerilerle, workshoplarla iç içe büyüyen, sanat tarihi okutulan bir millet değiliz. bu durumda da entelektüel olarak kabul edilen kesim bile bir sergiye gittiğinde yanlış bir şey söylememek için en vasat eserleri dahi "adam yapmış yaaa" diyerek alkışlamaktan öte gidemiyor. eseri eleştirdiğinizde ise dinine küfretmişsiniz gibi tepki ile karşılaşıyorsunuz. oysaki çalışmaların konseptini ya da manifestosunu geçelim, sanatçıların kendi dönemlerinde esinlendikleri, etkilendikleri siyasal ve toplumsal olaylar, felsefi akımlar, bilimsel gelişmeler gibi pek çok etmen vardır. teknik açıdan incelendiğinde ise elbette kurulan kompozisyonun bir matematiği vardır. ancak genelde bizde sanat ile ilgili kesim bile sanatçıların hayatlarını okurken, çalışmalarını nasıl yapılandırdığı ile ilgili kitapları değil gönül ilişkilerini falan okunduğundan sanki sanatçılara bu ilham gökten zembille inmiş, muselar tarafından bahşedilmiş, tanrı vergisi falan gibi görülüyor. oysa sanat ta bilim ve felsefe gibi insan eseridir ve hatta bu iki alandan da büyük ölçüde beslenir. bu yüzden "üff adam yazmış yaa, ben çöp adam bile çizemem, benim anaokuluna giden kuzenim daha güzel resim yapıyor" eleştirilerinin sığlığı kadar "sanat öğretilebilen/öğrenilebilen bir şey değildir" bakış açısı da en az o kadar sığdır.
     
  2. tümünü göster