1. beşeri ürünlerden olan yazı, resim ve heykel sanatı olarak cisim, tarihin ilk safhalarından itibaren kendini gösterir. ilk insanların ortaya çıkardığı ürünlere baktığımızda tabiatta görülen canlıların resmedilmesi şeklinde formlarla karşılaşırız. insandaki gelişmelere paralel olarak kurulan kolektif yapılar, çalışmalar birtakım ilkel devlet tarzı oluşumların ortaya çıkmasını sağlamış, bu yolla etkileşimin artıp daha modern toplumların ortaya çıkmasıyla insandaki sanat zevkinin de arttığını bizlere göstermiştir. modernizim ile beraber insandaki medeniyet oluşturma arzusu canlanıp teknolojiyle beraber insan ömrünün uzaması, bilinçaltındaki yok olma korkusu, insanı ölümsüzlüğün yollarını araması için motive etmiştir. diğer taraftan tabiat olaylarına karşı duyulan acziyet sebebiyle insanüstü varlık mefhumu yaratılarak düşüncelerde soyut olarak gezen tanrı kavramı cisimleştirilip heykellere yansıtılmıştır.

    tanrının bir sureti olarak görülmeye başlanan bu soğuk ve cansız kayaların sonsuz yaşamı sembolize ettiğini düşünen insan, yok olmanın korkunçluğuna kendisini bir türlü ikna edemeyerek kendisini tanrı ile bir görmeye başlamış, dünyanın birçok yerinde örneklerini görebileceğimiz üzere zihninde sonsuz yaşamın var olabileceği öte bir dünya yaratmıştır. mevcut dünyada önce kendi zihniyle oluşturduğu tanrı kavramına kendisini de yanına koyarak her ne kadar emin olamasak da bu dünyada ya da öte dünyada ölümsüzleştirmiştir. işte bu ölümsüzlüğü yazı ve resim tek başına tasvir edemez düşüncesiyle silüetini ve vücudunu taşa oymuştur. bu heykellerin mümkün mertebe kusursuz olması gerekmekteydi. ne kadar kusursuz ise o kadar tanrısallığını ilan edebilecek, tanrının sahip olduğu güce o kadar sahip olduğunu ispatlayacaktı, yani bir nevi gövde gösterisiydi; ölümle ve kendi oluşturduğu tanrıyla dalga geçen bir gövde gösterisi.

    bu gövde gösterisi, günümüzde de kendini göstermeye devam etmektedir. ana tema insan vücudu ve siluetinden çıksa da insan kalabalığı içinde kaybolmak, zihnin en karanlık noktaların açılmasını tetikleyip günümüz insanının kolay kolay anlayamayacağı bir somutluğa sahip heykeller karşımıza çıkmaktadır. belki de o yüzden bir resmin karşısında oturup saatlerce resmin neyi tasvir etmeye çalıştığını anlamaya çalışıyoruz. o yüzden sanatçının elinden çıkmış bir heykele ucube diyoruz. bu sanat, insanın en bastırılmış duygularının somutlaşmış hali iken bu somut varlığın tamamen bir soyutluk içermesi de ciddi anlamda bir hünerdir.
    #166414 iskiski | 5 yıl önce
    0sanat dalı