1. 12
    Pavlo Feodoroviç’in Davası

    Yıllar önce bizim küçük kentimiz Karachev’de, küçük kentimizin kaldıramayacağı, bütün Sibirya’da dolaşacak olan bir söylenti yayılmıştı. Bu söylentiyi size hatırladığım ve yaşadığım kadarıyla anlatmaya çalışacağım.Yıllar önce bizim küçük kentimiz sakin ve sessiz bir yer olmasına karşın, taşranın kadınları çok aşırı geveze ve dedikoducuydular. Hatta bazen kocalarının gazeteden öğrenmesi gereken haberleri ilk önce karılarından öğrenirlerdi. Yani kısaca, taşramızda haberler rüzgardan hızlı yayılırdı. Aradan yıllar sonra bile bu söylenti halen konuşulur, gerçek olup olmadığı konusunda çeşitli fikirler atılırdı.

    Bu söylenti şuydu; taşranın en zengin ve yüksek sosyetede söz sahibi olan Pavlo Feodoroviç Petrov’un, kendi fabrikasını büyütmek için satın almak istediği arazinin sahibini öldürtmesiydi. Bu söylentinin yayılışı o kadar hızlı olmuştu ki, polisten önce gazeteciler cesedin olduğu yere varmış, istedikleri kadar fotoğraf çekebilme imkanı bulmuşlardı. Polis, olay yerine geldiklerinde, ilk önce uzun uğraşlar sonucu halkı ve gazetecileri uzaklaştırabilmişti. Polis, cesedi incelerken, yerde bir not bulmuşlar ama kimseye ne olduğunu açıklamadan, kasabada ki herkesten yazı örneği almışlar. Bu yazı örneği sonuncunda, Pavlo bir hafta polis karakolunda kalmış, bir hafta sonra ise mahkemeye çıkarılmasına karar verildi. Tüm bu olaylar benim kente gelişimden üç gün önce olmuştu. Taşraya vardığımda kimse beni tanımamıştı. Çünkü kentten ayrıldığımda yedi yaşındaydım ve Petersburg’a, amcamın yanına, avukatlık okumaya gitmiştim. Ben doğmadan önce babam veremden ölmüş, annem ise beni doğururken ölmüştü. Dokuz yaşıma kadar da beni halam yetiştirmişti. Kente gittiğimde ilk gördüğüm kişi eski arkadaşım İvan olmuştu. Ancak beni tanımamıştı, İvan’a;

    “Hey! İvan beni tanımadın mı dostum ?”

    “Sen misin Aleksey? Dostum Petersburg sana hiç dokunmamış. Hala çok yakışıklısın.”

    “Eh. Evet öyle. Söylesene İvan, neden herkes bu kadar garip ve şüpheci davranıyor?”

    “Sonra anlatırım. İlk önce gel de sana şöyle iyi bir ziyafet çektireyim dostum. Ne dersin?”

    “Seni kırmamak için yerim dostum.”

    O an hiçbir şey anlamamıştım çünkü çok yorgundum. Beni, kentte biraz gezdirip iyice yorulmamı sağladıktan sonra, beni bir lokantaya götürdü. Lokantaya gittiğimizde garsona her çeşit yemekten azar azar getirmesini söyledi. Garson yemekleri getirip masadan uzaklaştıktan sonra İvan’a;

    “İvan, neden herkes bu kadar şüpheci davranıyor?”

    “Aleksey dostum, sana küçükken ders veren ve seni çok seven Dimitri’yi hatırlıyor musun?”

    “Nasıl hatırlamam dostum? O benim idolümdü.”

    “İşte o, şehirde Pavlo’nun onu öldürttüğü söylentisi var.”

    “Ne? Pavlo, Dimitri’yi mi öldürtmüş? Hepsi saçmalıktan ibaret.”

    O anda bir şok yaşamıştım çünkü bir tarafta idolüm öldürülmüştü, diğer tarafta da beni yetiştirmek için çok büyük sarf eden biri hapse girmişti. Bu olayı ayrıntısıyla öğrenmeye karar verdim.

    İvan’a bana olayı sırasıyla düzgün bir şekilde anlatmasını istedim. Anlattıktan sonra İvan’a;

    “İvan, bak dostum Pavlo paragözün tekidir ama yumuşak ve iyi yürekli biridir.”

    “Ama delillerin hepsi onu işaret ediyor, yazı örneği cesedin yanında bulunun notla aynı şekilde yazılmıştı.”

    “Peki notta ne yazıyordu?”

    “Bilmiyorum, aslında polis dışında kimse bilmiyor.”

    “Kaç yıl ceza aldı?”

    “Henüz mahkemeye çıkmadı, bir hafta sonra mahkemeye çıkacak.”

    “Tamam. Biz şu yemeği bitirelim sonra konuşuruz.”
    Biz yemekleri yedikten sonra hesabı ödeyip kalktık. Bu arada İvan, uzun boylu, zayıf, sarışın, beyaz tenli, mavi gözlü birisidir. Yolda İvan’a bir işim olduğunu, sonra konuşacağımızı söyledim. Ayrıldıktan sonra yolda yürürken aklıma Pavlo’nun avukatı olmaya karar verdim. Çünkü o suçsuzdu ve biri onun avukatı olmalıydı. Bu gibi düşüncelerle yola giderken birden Pavlo’yu ziyaret etmeye karar verdim. Karakola gittiğimde Pavlo ile görüşmek için onun avukatlığını yapacağımı söyledim. Bana biraz beklememi söylediler. Birkaç dakika sonra içeri girmeme izin verdiler. İçeri girdiğimde Pavlo’nun soğukkanlı bakışı dikkatimi çeken ilk şey olmuştu. Pavlo, orta boylu, kilolu, kır saçlı, siyah gözlü bir adamdı. Pavlo’ya;

    “Merhaba Pavlo, duyduklarım doğru mu?”

    “Hangisi? Dimitri’nin ölümü mü yaksa benim öldürtmem mi?”

    “İkincisi.”

    “Hayır, ama birisi bütün suçu benim üzerime atmaya çalışıyor.”

    “Nereden biliyorsun?”

    “Ben de bunu bilmiyorum ya.”

    “Sana söyleyeceklerim var. Davada senin avukatın olmaya karar verdim.”

    “Sen mi, üzgünüm ama ben bunu kabul edemem, avukatlık hayatına kötü bir dava ile başlamanı istemiyorum?”

    “Bak dostum, sen içini ferah tut, ben bu davayı kazanmanın bir yolunu bulacağım. Hem nu dava için para
    almam da.”

    “Orada dur bakalım, madem avukatım olacaksın ücretini de almalısın değil mi?”

    “Tamam peki, onu daha sonra konuşuruz. Şimdi dava da kim savcı, kim şahit, deliller neler? Bana bunların hepsini anlatmalısın.”

    “En önemli ve en kesin kanıt yazı örneği, davacı Vasiliy Romanov, benim aleyhimde şahitlik yapacak tek kişi var, o da Grigory Gerasimov, Grigory Halanların evinin hemen sağında oturuyor, Vasiliy Romanov ise halanların evinin iki sokak aşağında bir kulübede oturuyor.”

    “Tamam şimdi benim gitmem gerekiyor. Endişelenme seni buradan kurtaracağım.”

    “Hadi sağlıcakla kal.”

    Vasiliy’in evine doğru giderken aklıma ilk önce halamlara uğrayıp bu konu hakkında ne biliyor onu öğrenmek istedim. Eve gittiğimde, halam beni sıcakkanlılıkla karşıladı. Ona hemen sormam gereken bir konu hakkında birkaç sorular soracağımı, fazla kalmayacağımı söyledim. Halam Marya Aleksandrova’ya Vasiliy Romanov hakkında ne bildiğini sordum. Bana, uğursuzun teki olduğunu, rahata çok alıştığını ve bu yüzden de babasından kendisine kalan mirası çarçur ettiğini söyledi. Ayrıca öldürülen Dimitri’nin yeğeni olduğunu, Pavlo’nun da vaftiz oğlu olduğunu öğrendim. Halama teşekkür edip yola koyuldum. Benim aklımı kurcalayan soru ise şu olmuştu; Eğer Dimitri ölürse Dimitri’nin bütün mirası (yaklaşık beş yüz bin ruble ediyor) Vasiliy’e kalacak, eğer Pavlo hapse girerse de mirasının yarısını (Yaklaşık bir milyon ruble ediyor) her iki taraftan da Vasiliy, bu parayı hayatı boyunca bitirmeye çalışsa yine de bitiremezdi. Bu yüzden benim ilk şüphelim Vasiliy olmuştu. İlk önce kendime kalacak bir yer bulmam gerekiyordu. Halamlarda kalmak istemediğimden, dava ile ilgilenebileceğim bir yer lazımdı. Bu yüzden bütün gün kentte dolaştım durdum. En sonunda Karakolun yanında kendime iyi bir yer bulmuştum. Hemen eşyalarımı yerleştirip, yatmaya koyuldum. Gece birkaç saat davayı düşünmekten ve davada nasıl bir yol izleyeceğimi düşünmekten uyuyamamıştım.

    Ertesi gün sabah erkenden kalkarak yola koyuldum. Amacım, ilk önce dava için gerekli olan belgeleri alıp davayı incelemek, daha sonra ise bu sorunu nasıl çözebileceğimi bulmaktı. Karakola giderken yolda aniden karakola gitmek yerine Grigory Gerasimov’u görmek geldi ve yola koyuldum. Yolda Grigory’nin ağızından nasıl laf alacağımı düşünüyordum. Grigory’nin evine gittiğimde kapıyı sıska ve zayıf birisi açmıştı, bu adam, beyaz saçlı, siyah gözlü, dik burunlu bir adamdı. Beni henüz ben de tanımıyordum aslında. Adama;

    “Merhaba, Grigory Gerasimov’un evi mi?”

    “Evet. Benim.”

    “Size Dimitri’nin davası hakkında birkaç soru sorabilir miyim?”

    “Evet. Ama neden bunları öğrenmek istiyorsunuz ki?”

    “Dimitri, beni yetiştiren bir adamdı, Pavlo ise benim yetişmem için çok büyük emek harcamış birisiydi. Ayrıca ben Pavlo’nun avukatıyım.”

    “Peki, buyurun içeri geçelim.”

    İçeri girdiğimde gözüme ilk çarpan şey duvarda asılı duran bir ayı postuydu. Direk Grigoriy’e;

    “Bana her şeyi anlat.” Dedim.

    “Başlıyorum; Pavlo ile Dimitri’nin arası yeni bozulmaya başlamışken, bir gün, ben, Pavlo ve Vasiliy birlikte oturmuş, konyak içiyorduk. Tam o sırada Pavlo sarhoş olmuş, durduk yere küfürler savurmaya başlamışken, Dimitri yoldan geçiyordu. Pavlo, Dimitri’yi görünce ona direk, onu öldüreceğini ve arsasının hepsini kendine alacağını söyledi. Dimitri oralı bile olmadan, yoluna devam etti. Pavlo, Dimitri’nin bu hareketine çok sinirlenmişi ve onu öldürteceğine dair yeminler etti. Daha sonra ise, Pavlo’yu evine götürdüğümüzde bize, kendisinin tarafını tutmamız gerektiğini söyledi. Üç gün sonra ise Dimitri öldürüldü. Tüm olay bundan ibaret.”

    “Peki, sizce Pavlo’nun bu cinayeti işlemiş midir?”

    “Bak dostum, Pavlo, eğer bir söz vermişse tutar. Sarhoş olduğu halde bir söz verdiyse tutar.”

    “Yani kısaca bu cinayeti Pavlo işledi, öyle mi?”

    “Öyle de denebilir. Benim acelem var sonra görüşürüz dostum tamam mı?”

    “Tamam görüşürüz.”

    Grigory’nin yanından ayrıldıktan sonra hemen karakola gidip, Pavlo ile görüşmek istediğimi söyledim. Birkaç dakika bekledikten sonra içeri alındım ve Pavlo ile yalnız kaldım. Pavlo’ya;

    “Az önce Grigory’nin yanındaydım. Bana anlattıkları doğru mu?”

    “Sarhoşken yaşadığım olaylar doğru. Bana bak Aleksey, bence bu işten vazgeçmelisin. Benim için kurtuluş yolu yok. Senden önce çok deneyimli bir avukat gelmişti. Bana bu davadan asla kurtulamayacağımı, en azından yirmi beş yıl hapis cezası alacağımı söyledi. Bu davada ilk duruşmada hüküm giyeceğim.”

    “Hayır giymeyeceksin, ben senin haklı olduğunu biliyorum ve senin üzerinden bu iftirayı kaldıracağım.”

    “Peki öyle olsun, ama benden söylemesi, işin çok zor.”

    “Tamam. Görüşürüz. Benim çok işim var.”

    “Daha sonra görüşürüz dostum.”

    Pavlo’nun yanından ayrıldıktan sonra, birden başım ağrımaya başladı. Yolda sendeleyerek yürüyordum ve birden yere düştüm. Etraftakiler bana yardım edip, beni hastaneye götürdüler. Hastanede dört gün kalmıştım. Bilincimin tam açık olmamasına karşın, yanımda konuşulanları duyuyor ve anlıyordum. Ben hastanedeyken halam bana bakıyordu. Bir ara odama Vasiliy ile Grigory gelmişti. Ben ise hiçbir şey yapamıyor, sadece konuşulanları dinliyordum. Halam;

    “Bilinci açık değil hiçbir şey duyamaz. Konuşun ne oldu?”

    Vasiliy; “Dava bizim için neredeyse bitti demektir. Artık her şey bizim istediğimiz gibi gidiyor.”

    Grigory; “Ya çocuk uyanırsa, bu işte kararlı gibi görünüyor.”

    Halam; “O iş bende, doktora onu bir haftadan fazla tutması için yeterli miktarı verdim.”

    Vasiliy; “İşte bu çok iyi, o halde zafer kutlamalarına başlayabiliriz.”

    Halam; “Hey Vasiliy, bana söz verdiğin şu kırk bin ne olacak?”

    Vasiliy; “Ben davayı hele bir kazanayım, istediğin miktarı veririm sana.”

    Grigory; “O halde biz gidelim. Çocuk uyanmasın.”

    Vasiliy; “Görüşürüz Marya.

    Grigory; “Görüşmek üzere. Sizinle iş yapmak harikaydı.”
    Halam; “Sizinle de öyle.”

    Halamın bu işin içinde olduğunu öğrendiğimde şok geçirmiştim ve o an bilincimi tamamen kaybettim. Bilincim açıldığında, davaya henüz iki gün vardı. Uyandığımda çok dinçtim ve hemen kalktım. Kalktığımı gören doktor;

    “Ne yapıyorsunuz? Henüz kalkamazsınız.”

    “Eğer buradan gitmeme izin verirsen, halamın sana verdiğinden iki kat fazlasını veririm.”

    “Ne demek istiyorsunuz? Bana kimse bir şey vermedi.”

    “Kes sesini!”

    “Peki, halanız bana yirmi beş ruble verdi. Sizin de elli ruble vermeniz gerekiyor.”

    “Tamam.”

    Cebimden parayı çıkarıp doktora verdim. Hemen üstümü giyip karakola gittim. Karakola giderken aklımda
    halama, Vasiliy’e ve Grigory’e iyi bir ders vermek vardı. Karakola gittiğimde, her zamanki gibi yine bekledim. İçeri girdiğimde hemen Pavlo’ya;

    “Pavlo sana çok önemli şeyler anlatacağım.”

    “Hele şöyle bir otur soluklan. ne oldu anlat bakalım?”
    Pavlo’ya hastanede yaşanan olayı anlattım. Pavlo düşünceli bir tavır takındı. Bana;

    “Aleksey, eğer onlara hak ettikleri dersi vermek istiyorsan, sana anlatacaklarımı aynen yap.”

    “Tamamdır. Anlat bakalım.”

    Pavlo bana aklındaki planı anlattı. Bana da sakin olmamı, asla yanlış yapmamamı tembih etti. Pavlo’nun anlattıklarını yapmak için hemen oradan ayrıldım. İlk önce Pavlo’nun dediği gibi halama gittim. Halam beni gördüğüne ilk önce şaşırdı. Hemen toparlanıp bana;

    “Senin hastanede olman gerekmiyor mu?” dedi.

    “Evet. Ancak doktor çok hızlı iyileştiğimi, hastaneden istersem çıkabileceğimi söyledi.”

    “Tamam anladım. Senin dava işi ne oldu?”

    “Dosyayı inceledim. Hiçbir çıkar yolu yok. Bende Pavlo’ya bu işten vazgeçtiğimi söyledim.”

    “Peki Pavlo bu duruma ne dedi?”

    “O da benimle hemfikirdi. Anlayışla karşıladı.”

    “Ya, öyle mi? Her neyse senin için daha iyi olmuş.”

    “Evet. Avukatlık hayatıma böyle bir dava ile başlamak istemem doğrusu.”

    “İyi düşünmüşsün, peki şimdi ne yapacaksın?”

    “Petersburg’a geri döneceğim. Orada yaşamaya devam edeceğim.”

    “Ne zaman gideceksin?”

    “Yarın akşam dokuzda.”

    “Neden yarın akşam gidiyorsun? Biraz da bizde kalırsın.”

    “Aslında buraya arkadaşım İvan için gelmiştim. O da burada değilmiş.”

    “Tamam. Senin için ne yapabilirim.”

    “Hiçbir şey. Görüşmek üzere.”

    “Görüşürüz.”

    Halama yaptığım numara işe yaramıştı. Hiçbir şey fark etmedi çünkü ben giderken içindeki mutluluğu saklayamıyordu. Benim bunu fark etmediğimi sanıyordu. Pavlo’nun bana anlattığı gibi buralarda ünlü bir meyhaneye gittim. Orada garsondan en sert hangi içeceği varsa ondan on tane paketlemesini söyledim. Hemen işe koyuldu ve işini bitirdi. Hesabı ödedikten sonra hemen kaldığım otele gittim ve içkileri yatağın altına sakladım. Otelden ayrıldıktan sonra arkadaşım İvan’a gittim ve ona durumu anlattım. İvan bana;

    “Peki benden ne istiyorsun?”

    “Yarın akşam yola çıkma numarası yaparken yanımda olman.”

    “Ben ne yapacağım?”

    “Halam Marya seni tanımıyor, Vasiliy ve Grigory’de öyle. Bir seferliğine bir at arabası kiralarım. Sen de arabacı taklidi yaparsın. Oradan da sizin eve geçeriz.”

    “Anladım. Peki beni tanırlarsa ne olacak?”

    “Merak etme. Yüzünü biraz kapatırsın zaten akşam karanlığında seni kimse tanımaz.”

    “O halde anlaştık. Peki planın işleyeceğinden emin misin?”

    “Eğer her şey düzgün giderse evet.”

    “Tamam. Şimdi benim bir araba bulmam lazım görüşürüz.”

    “Görüşmek üzere.”

    İvan’ın yanından ayrıldıktan sonra otele gittim ve uyudum. Çünkü o gün çok yorulmuştum. Ertesi sabah uyandığımda çok yorgun ve halsizdim. Ben de öğlene kadar uyudum. Uyandığımda kendimi daha dinç ve daha aktif hissediyordum. Yüzümü yıkayıp, yemeğimi yedikten sonra koltuğa oturup, Pavlo’nun planını ve planın işleyişini etraflıca düşündüm. Sırası gelmişken Pavlo’nun planından da bahsedeyim; Ben ilk önce halama gidip davadan bahsettiğimi söyleyecektim. Daha sonra ise en sertinden on tane içkiyi alıp onlara davadan bir gün önce içirip onları sarhoş etmekti. Tabii yanımda İvan ve birkaç arkadaşı daha olacaktı. Böylece onlar biz hiçbir şey yapmadan planını itiraf edecek, Ayrıca Pavlo’nun lehine şahitte bulunacaktı. Son olarak da onlara sarhoşken gelecek olan kağıtları imzalatıp, Davayı kazanacaktık. Vasiliy ile Grigory’nin içkiyi içmesi içinde İvan’ın arkadaşlarından birinin doğum günü olduğunu söyleyecektik.

    Planı ve planın işleyişini düşünürken yaklaşık olarak bir saat geçmişti. Çünkü Planda bir aksaklık çıkarsa bunları nasıl çözeceğimi düşünüyordum. Otelden çıktım ve direkt olarak karakola gidip, Pavlo’ya planın hazır olduğunu söyledim. Pavlo’nun yanından ayrıldıktan sonra, İvan’ın yanına gidip, her şeyin hazır olup olmadığını sordum. Her şeyin hazır olduğunu söyledi. Ben de ona kaldığım oteli tarif ettim ve bana saat tam altıda haber vermelerini söyledim. İvan ile vedalaştıktan sonra otele gittim. Otele gittiğimde saat daha beşti. Ben de Vasiliy ve Grigory’nin imzalayacağı kağıtları hazırladım. Kağıtlar hazır olduğunda altıya beş dakika vardı. Biraz bekledikten sonra İvan geldi ve bana;

    “Her şey hazır Aleksey. Gidelim.”

    “Tamam. Çıkalım.”

    Yatağın altından içkileri çıkarıp elime aldıktan sonra kağıtları ceketimin cebine koydum. Biz hemen Vasiliy’in evine doğru yola koyulduk. Evin önüne geldiğimizde kapı açıktı. Şansımıza Grigory’de oradaydı. Aslında ilk girdiğimiz an İçkilere gerek olmadığını, Vasiliy’in zafer zafer sarhoşu olduğunu, Grigory’nin de kendi payına düşeni düşündüğünden Vasiliy’den pek bir farkı olmadığını anladık. Vasiliy çok mutluydu ve bizi hemen içeri davet etti. Ben Vasiliy’e;

    “Hey Vasiliy! Biliyor musun davadan vazgeçtim.”

    “Evet duydum. Herhalde hiçbir çıkar yoktu değil mi?”

    “Aynen öyle. Vasiliy, bugün İvan’ın arkadaşlarından birinin doğum günü. Burada parti yapmamıza izin verir misin?”

    “Hayhay, Tabii ki de izin veririm. Umarım elindeki de kalitelidir.”

    “Evet. İçmez misin?”

    “İçmez olur muyum?”

    “Al o halde.”

    Vasiliy içkiyi elimden aldıktan sonra, Grigory’de ona katıldı. İkisi de zil zurna sarhoş olduktan sonra birden Grigory;

    “Hey Vasiliy, Dimitri’yi içeri attırmak için söz verdiğin şu elli bin hazırdır umarım.”

    “Hazır hazır. Hele bir davayı kazanayım, o zaman deme keyfimize.”
    Birden atılarak;

    “ Ben de tam onu diyecektim. Vasiliy, Dimitri’nin ve Pavlo’nun mirasına sahip olmak için imzalaman gereken birkaç tane evrak var. Onu da imzala ve bitsin bu iş.”

    “Ver bir şunları okuyayım.”

    Kağıtları elimden alıp okudu. Ancak ben bu durumu tahmin edip en üste gerçek olan evrakları koymuştum. Vasiliy’e;

    “Vasiliy, hepsi aynı, sadece biri mahkemede, biri sende, biri de bende olacak.”

    “ O halde okumama gerek yok öyle mi?”

    “Evet.”

    Kağıtları imzalayıp bana verdikten sonra içki içmeye devam etti. Vasiliy’e;

    “Vasiliy, saat çok geç oldu, benim gitmem gerek.”

    “Tamam dostum. Her şey için çok sağ ol.”

    “Ne demek? Her zaman.”

    Hepimiz oradan ayrıldıktan sonra diğerleri dağıldılar. İvan arabayı almak için ayrıldı. Ben de kararlaştırdığımız yerde İvan’ı bekledim. Birkaç dakika sonra İvan yanında arabayla geldi. Ben de halama veda numarası yapmak için arabaya binip halamın evine gittim. Halam ayrılmamam için biraz dil döktüyse de beni ikna edemedi. Ben de evden ayrılıp arabaya bindim. Ben ve İvan yolda giderken birden İvan bana;

    “Hey Aleksey, söylesene dostum sence başarılı olduk mu?”

    “Tabii ki de olduk, baksana burada Vasiliy’in imzaladığı kağıtlar var.”

    “Yalnız şunu unutma ki Vasiliy onu sarhoşken imzaladı.”

    “Orası öyle, ancak Vasiliy ile Grigory arasında geçen konuşma ve bu konuşmayı dinleyenler var.”

    “Haklısın biz başarılı olduk.”

    Sustuk ve ikimiz İvanların evine gittik. Akşam eve vardığımızda ikimizde hiçbir şey söylemeden direkt yemeğimizi yiyip uyuduk. Çünkü ikimizde yorulmuştuk. Ertesi sabah erkenden uyandım ve yemeğimi yiyip üstümü giydim. Duruşma saat ondaydı ve ben s aat sekizde uyanmıştım. Dava için gerekli evrakları toparlayıp son bir kez incelerken, saat dokuz buçuğa varmıştı. İvan’da saat dokuzda uyanmıştı. O da hazırlanıp davanın görüleceği yere birlikte gitmiştik. Halam, Grigory ve Vasiliy, beni gördüklerine çok şaşırmışlardı. Halam yanıma gelip;

    “Ne oldu? Dönmekten vaz mı geçtin?” diye sordu.

    “Yolda giderken birden İvan’a rastladım. Ben de gitmekten vazgeçtim.”

    “Peki neden buradasın?”

    “İvan’a davadan bahsettim. Dosyaları inceleyip bana bir çıkar yolu olduğunu anlattı. Ben de davaya geri döndüm.”

    “Pavlo’nun bundan haberi var mı?”

    “Evet ona sabah haber yolladım.”

    Halam yanımdan ayrılıp, durumu Vasiliy ve Grigor’ye anlattı.Vasiliy ve Grigory’de telaş yaptılar. Duruşmanın başlamasına beş dakika kala herkes içeri dolmuştu. Ben de yerimi aldıktan sonra davanın başlamasını bekledim. Davada herkes yerini aldıktan sonra Katip davaya şöyle başladı;

    “10 Mayıs Çarşamba 1868 tarihinde Pavlo Feodoroviç Petrov’un, Dimitri Kuzmin’i öldürtmek suçuyla duruşması görülecek.”

    Daha sonra ise hakim ilk önce savcıyı dinledi. Dinledikten sonra ise benden savunmamı istedi. Hakime Vasiliy’in imzaladığı kağıtları ilk önce kanıt olarak gösterdim. Ben savunmamı yaparken ise Vasiliy;

    “İtiraz ediyorum. O kağıtlar bana sarhoşken imzalatıldı.” diye bağırdı.
    Hakim bana bakıp;

    “Doğru mu bu?” diye sordu.

    “Bekleyin ve görün.” dedim.

    Daha sonra ise Vasiliy ile Grigory’nin sarhoşken itiraf ettikleri her şeyi gören kişileri çağırıp, onlara olayı olduğu gibi anlatmasını istedim. Daha sonra ise halamın yaptıklarından bahsettim. Hepsi anlattıktan sonra ise Hakim, jüriye bir karar vermeleri için bir süre verdi. Çok geçmeden jüri geldi. Jürinin başındaki adam;

    “Davalı Pavlo suçsuzdur, Vasiliy ise dolandırıcılık ve adam öldürtmekten ömür boyu kürek mahkumluğu, Grigory’e ise yalan şahitlikten dolayı altı ay kürek mahkumluğu, Marya Aleksandrova’ya ise rüşvetten dolayı yirmi ruble para cezası verilmiştir.”

    Vasiliy, Grigory ve halam yıkılmıştı. Ben, İvan ve Pavlo ‘da sevinçle kararı dinlerken katip, jürinin son bir kez kararı okudu ve jüriye kararın kesin olup olmadığını sordu. Jüri kararı onayladıktan sonra ben ve Pavlo gerekli kağıtları imzalarken, Vasiliy ve Grigory’de askerler tarafından götürüldü.

    Salondan çıktığımızda Pavlo bana;

    “Davayı kazandın, şimdi söyle ne kadar istiyorsun?”

    “Yalnız bu plan benim değildi, senindi.”

    “Ama benim içinde çaba harcayan sendin, başkası değildi.”

    O an paraya ihtiyacım olduğunu hatırlayıp;

    “Yüz ruble yeter.” dedim.

    Yolda ikimizde hiçbir şey söylemeden eve doğru giderken çok mutluyduk. Eve gittiğimizde Pavlo bana yüz rubleyi verirken;

    “Bu yüz rubleyi şimdilik veriyorum. Daha sonra ise sana Petersburg’da bir daire satın alıp, avukatlık dairesi açmanı isteyeceğim.”

    “Evet bu çok iyi olur.” dedim.

    Ben de artık ilk davamı kazanmış ve bütün Sibirya’da yayılmış olan bir davayı çözerek ünlenmiş bir avukat olarak Petersburg’a dönüyorum.

    dürüst olmak gerekir ben bunu pek beğenmedim ama yine de paylaşacağım. çünkü sonuçta üst düzey şeyler beklemiyoruz değil mi?
     
  2. tümünü göster