1. 1
    Türkiye'nin en soğuk, en dadaş, en kıtlama şehri.

    (bkz: -30)
    #56395 petra von kant | 2 yıl önce
     
  2. 2
    geçen sene -40'ı görmüş bir birey olarak soğukluk nirvanasını arttırıyorum.
     
  3. 3
    bir kayserili olarak, kayserili esnaflardan yemediğim şiddette saçma bir kazık yediğim esnafa sahip şehir. toplanın ey ahali, bu entry çok su götürür:

    sanayi ve hizmet sektörünün coğrafi nedenlerle neredeyse hiç gelişmediği, tarımın iklim şartları nedeniyle cılız kaldığı, şehirdeki devasa üniversitenin varlığının sonucu 100 küsür bin öğrenci olmasa ağızları açlıktan köpük kusacak insanların yaşadığı, üstelik buna rağmen yobaz, kendinden olmayana sıfır tolerans gösteren bir zihniyetin hakim olduğu bir şehir erzurum. ramazan'da avm'den çıktığı an ağzında kürdan var, demek ki yemek yemiş vay gavur diyerek dövdükleri kadın(medyada da yer buldu bu haber), sigara içiyor diye birilerini dövüp de öbür sokakta sigara içerken polise yakalanan (polis arkadaşımın bizzat başına gelen olay) tiplerin varlığı yobazlık kriterini yeterince sağlıyor sanırım. öğrenci olmasa ağzı kokacağı kanısında olmamı sağlayan parametre ise şudur ki, geçen seneki olimpiyatlar nedeniyle sömestr tatilinin 50 gün olması sonucu şehir 2 ay kadar bir süre öğrencisiz kaldı ve olimpiyatlarda da istenilen ekonomik verim alınamayınca şehir esnafı kazan kaldırarak "öğrenci olmayınca kazanamıyoruz, sömestr kısalsın" diye gerekli büyükbaşlarla konuştu ve sömestr 40 güne çek(tir)ildi. demem o ki, öğrenci bu şehrin ekonomisinin belkemiğini oluşturuyor, bunu da kimse reddetmiyor. ancak buna rağmen gerek yerli halk, gerekse esnaflar asla öğrenciyle ve onların farklılıklarıyla barışmamış durumda. ben ramazanda üniversite hastanesinin kantininde gizli kapaklı tost yiyerek geçirdim günlerimi, neden? boğazlanmamak için değil, çünkü yiyebileceğim herhangi bir yer mevcut değil amk! her yer kapalı. ya çıkıp işin gücün yokmuş gibi avm'ye gidicen, ki her an da gidilemiyor, ya da aç kalcan. neyse, bugünkü konumuza dönelim.

    3 arkadaş gidip bi' mekanda oturup çay içelim dedik pazar akşamı, az biraz muhabbet, az biraz dertleşme olsun diye. oturduk ve bi' demlik çay söyledik. demlik 15 liradan başlıyor ve 15 liralık söyledik biz de. otururken bi' başka arkadaşımızı aradık ve şuradayız, sen de gel dedik, o da bastı geldi. bi tane daha bardak istedik, haliyle. mekan sahibi/işletmecisi her ne boksa artık, önce "yeni servis açamayız, yeni demlik getirelim" dedi. "olur mu öyle şey, aha burda çayımız var, bi' arkadaş daha geldi ve o da bizim çaydan içecek işte, ne yeni demliği" falan diyerek zar zor bardak alabildik. neyse dedik ve oturduk laflamaya devam ettik.

    sonra, "hadi" diyerek bi' zengin kalkışı yaptık ve hesabı ödemeye doğru koyulduk. kafada, sonradan gelen arkadaşı biz davet ettik, diğer üçümüz 5'er lira atsak hesap tamam, o çocuk da ödemesin diye geçirdik, ama o da ne, hesap 20 lira çıktı. dedim "ustam bi' yanlışlık olmasın, biz 15 liralık bi' demlik söylemiştik", dedi "doğru ama bizde bardak başı hesap 5 lira, siz 4 kişiydiniz o yüzden 20 lira." o çaydanlığı kaynarken kafamdan aşağı dökse bu kadar yanmazdım amk. sinirim tepeme çıktı. dedim "yani ben o 15 liralık demliği alıp tek başıma içsem 5 lira mı ödeyecektim?" hayır cevabı aldım. 2 kişi oturup içsek? yine 15... ama 4 kişi oturursak 20 imiş, bardağa göre hesap ediliyormuş! böyle saçmalık mı olur vs diye tartışmaya girerken, arkadaş "tamam soslu uzatmayalım" diyip parayı ödeyip beni çıkardı, fiş almayı ihmal etmedim ve bir daha asla gelmeyeceğimi de ekledim mekan sahibine, "sen bilirsin" dedi. yani 15 liralık demliği alıp 15 kişi oturup birer bardak içsek 75 lira para ödeyeceğiz bu hesaba göre... hesabını siktiğim!.. ulan aldığım çay aynı değil mi, ben çaydanlıktaki çaya göre mi para ödüyorum yoksa bardak sayısına göre mi? 20 liralık bi' pasta alıp 2 kişi bölüşsek 40 lira mı hesap ödememiz gerekiyor bu hesaba göre veya bi büyük döner alıp 2'ye böldürüp yarımşar yesek birer döner parası mı ödeyeceğiz? mantık örgünüzü sikeyim orospu çocukarı!

    burda uzun uzun yazınca 5 liraya takıldığım düşünülebilir diye ekleme gereği hissediyorum ki, ben nerdeyse her gün yolda gördüğüm mendil vs satan küçük çocukları tutup yemek yemeye götüren, tatlısını dahi ısmarlayan biriyim, içtiğim sigaradan alkolden, yaptığım harcamalardan haftalık harcamalarım 250 lirayı buluyor. yani o sikik 5 liranın derdinde asla değilim. 5 değil, gerekirse 50 lira da öderim oturup o hesaba yeriyse, değiyorsa.

    ama işte bu denli çakallıklara ve orospu çocukluklarına karşı dayanamıyorum. ne oldu yani, 5 lira kazandın diye çok mu kâra geçtin amk aç gözlüsü? tanıdığım herkese senin mekanını iyi mi anlatacağım yoksa bi' daha hiçbirinin gitmemesi için mi tembihleyeceğim sence? bu denli aç olduğunuz için adam olmayacaksınız işte, bu denli karakter yoksunu olduğunuz için erzurum hiçbir zaman kalkınmayacak ve kendi bokunuzda boğulacaksınız daima.

    fiş isteyince yüzü düştü beyimizin, belli ki nakit kazançları vergisiz cukkalamaya alışmış. sorsan, cuma kaçırmaz ama... inandığın peygamber de ticaret yapıyordu ey cemaat-i müslimin, senin bu esnaflığını görse bizdensin mi derdi sence sana? ahlaki değerlerinizi din temelli kurduğunuz bu coğrafyada, temeliniz bile çürümüşken, bu kokuşmuşluğunuzda boğulmanız dileğiyle.

    inşallah çoluğundan çocuğundan çıkar o 5 lira. ohh, rahatladım.