1. uzun süre sinirli kalınca insana neye ya da kime sinirlendiğini unutturan eylem
    #229710 krupp | 4 yıl önce
    0eylem 
  2. yaş ilerledikçe içinizde yaktığı ateşi küçülen, küçüldükçe de kendinize zarar veren, ile arasında kalarak vücuda verdiğiniz zehrin keyfini sürmeye alışmanız için vaktinizi azaltan eylem.

    anlamadığım durumların içinde kaldığımda çok sinirleniyorum. zaten kafam da, bundan 15 yıl öncesindeki kadar hızlı çalışmıyor, dışı iyice kalınlaştı. ironiden anlamayı uzun süre önce bıraktığım gibi, sinirlendiğimde ortaya çıkan zehirle de ne yapacağımı bilmiyorum artık. genellikle "ben biraz kendi kendime kalayım, bana müsaade" diyerek içime çekiliyorum ama o sessizlikte, sinirin kaynağını da bulamıyorum. böylece sorunu kendimde aramaya, ararken de boşluğa düşmeye, düştükçe de kendimi suçlamaya başlıyorum. özgüvenimin orta yerine soktuğum bıçakların sayısı bunca yılda milyonları geçmiştir. sinirlendiğim konuda haklıysam bile, bir süre sonra, bu sinir kendiliğinden iç sorguya dönüştüğünden dolayı "ben nerede yanlış yaptım?" sorusu kafamda dönüp duruyor. kendini suçlamakla devam eden bu sorgu süreci, sinirlendiğinde çevresine alev püskürten kötürüm bir ejderhanın yüreği gibi oluyor: yeni yapılmış bir cam kadar kırılgan. başka birine gerek kalmaksızın, kendimi binlerce parçaya bölüp hangi parçanın hatalı monte edildiğini arıyorum. sinir geçiyor; alevin yakıcı etkisi, yakıcılığını kendi yüreğimde dahi hissettiriyor. öz güveni parçalanmış, yakın çevresini yakıp kül etmiş, sinirlendiği şeyin üzerine düşünmeye başlayıp konuyu kendi hatalarına getirmiş, kötürüm bir ejderha işte... kendisine zararı bu denli çok olabilen başka bir metafor düşünemiyorum.

    insanın kendi kendine kalması her zaman olumlu sonuç vermiyor. "yalnızlıktan çok hoşlanıyorum" diyenlerin bitmek bilmeyen bu iç sorgular sırasında karakterlerini, on bin parçalık bir lego gibi, parça pincik edip tekrar birleştirdiğini ve her birleşmede karakterin bir kısmının tekrar düzetilemeyecek kadar bozulduğunu düşünüyorum. "olgunlaşmak budur belki de, ne dersin?" diye kendi kendime de çok sordum. cevabın, soru kadar olumlu olabileceğini de sanmıyorum. öz güvenle birlikte yürüyebilen, öz saygı ile birlikte kendisini var edebilen, benliği ile birlikte kendi kendine konuşabilen bir canlı olan insanın olgunlaşma evresinin sürekli bir döngü olabileceğine inanmayı da 15 yıl önce bıraktım. ya olgunluk, sinirlenme anlarında tamamen ortadan kaybolan bir perde gibi bir şey ya da "olgunlaşmanın yaşı olmaz" diyenler, gerçekten de götlerinden sarf ettikleri bu saçma lafın kaynağını araya araya bulabilmiş insanlardan oluşuyor. alttan alma, anlamadığı konuda ne yapacağını bilememe, sessiz kalarak kendi içine bakma, hatayı aramak için on yıllar süren karakter oluşturma sürecini bir hışımla yıkıp atma, üzülme, kendini mutlak yoklukta yapayalnız hissetme ve tekrar sinirlenerek bu döngünün içinde kaybolma... bunların hepsini en az 15 yıldır düzenli aralıklarla yapan biri olarak, sinirlenmenin zehrinden halâ memnunum ama sonrasında bende bıraktığı yıkım hakkında ne yapabileceğimi de halâ bilmiyorum.

    "insanın kızması, başkalarının hatalarının intikamını kendi(si)nden alması demektir." -
    #247464 lake of the hell | 4 yıl önce
    0eylem 
  3. ''kulağını yeterince çekmediler mi?'' diye soran bir yaşlıya maruz kalınca bünyemde yaşanan psikolojik durum değişikliği.

    herife küfürlü şiir yazmıştım.

    0eylem 
  4. en çok kendime zarar verdiğimi fark ettiğimden beri daha az gösterdiğim tepki. tabii bu duruma neden olan öfke, değersizlik, anlaşılmama, stres vb duyguları başka şekillerde kanalize edip rahatlamak da insani bir gereklilik. örneğin yazı yazmak, spor yapmak, en azından arkadaşla konuşma terapisi vs.
    #247511 mahayana | 4 yıl önce
    0eylem