pekçokları gibi bunun iki tarafında da kaldım ben.
güzelim bir yere gidebileceğimi düşündüğüm, birbirimizi çoğaltacağımıza inandığım kız aylarca kötü davranıp ego tatmini yaptı üzerimden. sonra da sırf yakışıklı diye en olmadık adamla çıktı bana göstere göstere, kaçtıkça yanıma gele gele. aşkı geçtim, en iyi arkadaşlıklarımdan birini çiğnedi çocukluğun sadizmiyle.
sade tipine vurulduğum bir başkası gitmeye kalktığımda bırakmadan fare gibi oynadı, hatta birkaç gün çıktı, öptü hemen ardından (gayet objektif) bir süzme öküzle çıktı. sonra başa sardı, tekrar, aynen.
lise sonun başında akşam biryerlerden dönerken, onu yalnız evine bırakacağım şekilde milleti organize etmişti bir kız. yolda "artık söylemem lazım" dedi. "sen o kıza ne hissediyorsan, ben de ne zamandır sana aynını hissediyorum. birşey söylemek zorunda değilsin, hoşlandığın kızların tipini tarzını biliyorum, olmayacağını da biliyorum". pek tipim değildi. "ama bunu söylemeden lisenin bitmesini, yıllar sonra 'söyleseydim' demeyi istemiyorum".
bir arkadaşım içip içip saldırmıştı bana. çıktığım kıza platonikti. ertesi gün duygusal bir özür diledi. o acıyı bildiğimden uzatmadım.
kimsenin suçu değil durum. ne yaparsan yap sevince seviyor, sevmeyince de sevemiyorsun. uzaklaşın, hele friendzona hiç girmeyin, sokmayın.
Hani halısahada defanstan topu tek başına kaparsın ve hızlıca rakip kaleye taşırken arkadaşınla ver-kaç’a girmeye çalışırsın ama sen ona pas attıktan sonra o bencil bir biçimde gelişine çok kötü bir vuruşla topu dışarı atar ya hani.
Bütün emekler, koşular, dökülen terler, oynama hevesin hepsi boşa gitmiştir.
İşte öyle bir şey bu. Ne kadar çabalarsan çabala, hak edilen değer sana verilmiyor.
Ve o golü hiç ummadığın bir pozisyonda, hiç ummayacağın bir adam atıyor.
Daha çok içte yaşanan ve platonik olarak adlandırılan bir aşk çeşididir. Arabesk müzik ve sigara en önemli tamamlayıcısıdır. Vücuda ve çeşitli yerlere isim yazılarak ilan edilir ama karşıdaki kişi asla kim olduğunu bilmez. Düşüncede ise Ümit besen’in nikah masası şarkısı gibi son bulur.
kadın cinayetleri farkındalık kampanyası için girdi girerken fark ettim bunun cinayet sebebi olabileceğini ve hatta çok sıkça olduğunu. medyanın tık, tiraj, retying almak için romantikleştirmesi mi, coğrafyanın alaturka gelenekleri mi bilemiyorum ama çoğu haberin başlığı şu kıvamdaydı: aşkına karşılık bulamayınca bıçakladı, karşılıksız aşk ölüme yol açtı, çılgın âşık dehşet saçtı, barışma isteğini reddeden eski sevgilisini vurdu.
ülkede sanki her aşkın karşılığı olması gerekiyormuş gibi bir hava var. hayır efendim, o kız, o kadın seni sevmek zorunda değil. senin hakkın, kaderin, alın yazın falan değil. ya senin ya da kara toprağın da değil. ne münasebet.
“aşkıma karşılık vermedi” lafını duyunca bir takım sigortalar atıyor beynimde. sevmediyse sevmedi yahu. karşılıksız aşk bir delirme sebebi midir? istediği oyuncağı elde edemediği için avaz avaz ciyaklayarak ortalığı birbirine katan çocuklardan ne farkı var bunun? o şımaran çocuklar büyüyünce böyle oluyorlar işte.
tanım: birini sevme ama aynı karşılığı görememe durumu.
türkiye'nin bob dylan'ı (!) ismail yk tarafından "beni beğeneni ben beğenmem, benim beğendiğim ise beni beğenmez" cümlesiyle dile getirilmiş olan aşk türü.
acı çeken taraf kendimiz olduğumuz için olsa gerek, genelde karşı taraf hakkında "acaba ben onu reddedince neler hissetti?" diye düşünmüyoruz galiba. genelde "lan nasıl beni reddeder?" diye düşünüyoruz. sanırım bunun sebebi türkiye'de çoğunlukla erkeklerin reddedilmesi.