1. 9
    insanı gerim gerim geren hbo dizisi. Gererken düşündürüyor, düşündürürken geriyor.

    O yıl yetişen fındıkları Avrupa satın almayınca okullarda öğrencilere dağıtmışlardı.

    Hepsini kıtır kıtır yedik.

    Bin velet beslenme saatlerinde sincaplar gibi şendik. O yıl, dağ gibi fındık rekoltesini kemirdik.

    Dün yediğimiz fındıklar bizi tırmaladı mı acaba?

    Ne bileyim, geçen yıl bir parça kaburgam ile birlikte aldıkları kemik tümörüm geliyor aklıma. Eski eşimle yıllardır çocuğumuzun olmayışı, tüp bebek denemesinin sonuç vermeyişi ile birlikte embriyolar üzerinde yapılan analizin sonucunun "çok noktada genetik bozukluk" çıkması geliyor.

    Tuhaf...

    "Biraz radyasyon kemiklere iyi gelir" diyen Kenan Evren de... O fındıkları bize yediren, "radyasyonlu çay daha lezzetlidir" "diyen Turgut Özal da... Ekran karşısında höpür höpür çay içen bakan da... Hiç biri yaşamıyor şu an.

    En azından ben bir kaburgam eksik olsa da hala hayattayım.

    Bir de bazı şeyler filmlerdeki gibi olmuyormuş, onu da öğrenmiş olduk.

    Filmlerde Millet radyasyona maruz kalınca süper kahraman oluyor. Hulk oluyor, ne bileyim radyasyonlu örümcek ısırıyor örümcek adam oluyor düz duvara tırmanıyor falan.

    Radyasyonlu fındık yiyen beni bekleyen kader acaba süper fındık yeteneklerine sahip bir kahraman olmak mı?

    "abi fındık adamım ben. elinden bir kere düştüm mü yuvarlanır kanepenin altına girerim sittin sene bulamazsın, budur meziyetim"

    Ve ayrıyetten:
    youtu.be/...
    #147276 Keltox | 4 ay önce
     
  2. 2
    İlk bölümü ile gayet güzel işlenmiş Çernobil nükleer santralin'deki atom çekirdeğinin patlamasını ve bizim de çok acısını çekeceğimiz, zamanın bakanlarınca radyasyonlu ürünleri, kamera karşısında tüketip bakın biz tüketiyoruz bunlarda radyasyon yok diyerek birçok vatandaşımızın ve çocuklarının kansere yakalanmasına sebep olan olayı anlatıyor...

    Tabii ki amerikan yapımı bir dizi olduğu için kulak tırmalayıcı bir biçimde komunizm yerme propagandası var. E haliyle hollywood dramaları da serpilmiş üstüne. Bu tabii komunizm savunuyorum anlamına gelmesin. Saadece böyle acı bir şeyi güzel ve tam çıplaklığıyla, insanların hayatları nasıl da hiçe sayılarak korkunç kararlar almasını gösteriyorken, altından da siyasi birşeylerin peşine düşmek üzüyor insanı.

    Ayrıca bilinçsizliğin, insanın kendine başkasından daha çok zarar verebileceğini de görüyoruz.
    Radyasyona karşı insanların hiçbir şey bilmeden güzelmiş gibi keyifli keyifli izlemeleri, radyasyon yayan kül bulutunun altında çocukların oynaması, isimsiz kahramanlık yapan itfayeciler, çalışanlar...

    İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

    Ehheh goygoya geçiyim mi?
     
  3. 7
    liyakat sahibi devlet yöneticilerinin ne kadar önemli olduğunu anlatan ders niteliğinde müthiş bir yapım.
     
  4. 17
    okyanus ötesinde ciddi ciddi hakında "neden zenci yok?" diye tartışılan dizi. ben bunları geyik zannediyordum hep ama böyle adamlar varmış ya hakikaten.

    rus madencilerin taşaklarını her türlü anlamda göstermiştir ayrıca. adamlar ne öyle yahu. bakana bile posta koyuyorlar...
     
  5. 4
    İzledikçe o radyasyonlu havayı hissediyorsunuz. Çevrenizdeki kirlilik, boğuculuk...
    Müthiş bir atmosferle, güzel bir bilgilendirme ile anlatıyorlar olayı.

    Oyunculuklar şahane. Siyasi sistemleri, uluslararası ilişkileri... Yöneticilerin ister kapitalist ister komunist sistem olsun, insanların hayatını hiçe saydığını...
    Dünya'nın yaşanacak yer olmadığını, her şeyin ne kadar sahte olduğunu, kolaylıkla başkaları tarafından göz kırpmadan silinebilecek oyuncak hayatlar yaşadığımızı...

    İzlemenizi tavsiye ederim.
     
  6. 5
    alttaki soru o zamanki devlet adamlarının veya doktorların aklına da gelmiş midir diye merak ettim. çünkü son bölümü izlerken direkt aklıma geldi, yani bu durumdaki bir insana yapılabilecek en iyi yardım diye düşündüm...

    -- spoiler --


    zaten ölecekleri bilinen, bu süreçte morfinin bile etki etmediği acıları çeken reaktör kontrol odası çalışanlarına, itfaiye erlerine neden ötenazi yapılmadı?


    -- spoiler --

    #146884 kerem | 4 ay önce
     
  7. 12
    the death of stalin gibi güzel bir komedi filmini bile yerden yere vuran solcuların neden yerden yere vurmadıklarını merak ettiğim dizi.

    belki de ben denk gelmemişimdir, bilemiyorum.
     
  8. 19
    propagndaya maruz kaldım mı konulu kişisel bir değerlendirme olacak.

    genel görüş dizinin bir belgesel değil bir drama olması sebebiyle eklenmiş bazı kurgu öğeleri dışında gerçeğe yakın, makul, mantklı olduğu. yine de, propagandaya maruz kalmış olabilir miyim ?


    -- spoiler --


    sovyet rusla ile ilgili her sahnede, insanın içini daraltan bir sıkıntı var. o his, itfaiye eri ve eşinin mutlu sahnelerinde bile gelip buldu beni. legasov'un yaktığı her sigarada, Bryukhanov'un içi geçmiş karpuz misali tat veren her bakışında. sovyet rusya iklimi, daha doğrusu bizim gibi orada yaşamamış, ancak duymuş, ve neredeyse sadece rakiplerinden duymuş ve rakibi sayılabilecek bir ekonomik sistemde yaşayanlar için sovyet rusya iklimi, hızlanarak paslanan ve çürüyen bahçe korkuluğu, ranza, pparmaklık gibi bir şey. sanki kimse mutlu değil ve gerçek anlamda olamazlar da. hayat anlamsız ve acımasız. hayat tatsız, ağzında sigara tiryakiliğinden herhangi bir tat alma reseptörü canlı kalamamış birinin ağız tadı kadar tatsız. insnın üstüne öküz oturması gibi, bir sıkıntı basıyor insanı bu iklimi soluyunca. çıkmazlık hissi gelip buluyor insanı.

    bir diğer HBO yapımı olan mad men' i düşünüyorum. o kadar zıt ki. daha eski bir dönemde, teknolojinin emeklediği bir dönemde geçmesine rağmen ve bizim için sıradan olan şeylerin çoğu orada lüks olmasına rağmen, dizi parıldıyordu. renkler, arabalar, binalar, insanların yüzleri parıldıyordu. gerçekte, birbirlerine kazık atarak hayatta ve ayakta kalan bu insanların yaşamı, sadece biz de sıkı birer kapitalist haline geldiğimiz için mi bize 85 lerin sovyet rusya sının en ferah ve refaha sahip şehirlerinin birinden kat be kat güzel gelmişti ? konu sadece new york değil, diğer ufak tefek şehirler için de durum benzer.

    çünkü mad men, dah fazlasını vaat ediyodu ve daha fazlası için çok çalışan insanların ona nasıl da sahip olduğunu izliyorduk. don draper hatun üstüne hatun götürürken peggy olson kariyer basamaklarını en alttan en üste kadar hırsl tırmanıyordu. her yeni gün, bir başka umut, bir başka karşılaşma, bir başka fırsattı. fırsat hissinin, daha doğrusu sovyetler deyince içe düşen fırsatsızlık hissinin bizi asıl baskılayan şey olduğunu düşünüyorum. tersi şekilde 60 ların amerikasını bugünden daha cool ve daha arzulanabilir yapan şeyin bu olduğunu da.

    e ben bir tatil kasabasında balık tutarak yaşamımı mutlu ve huzurlu sürdürmek istiyorum. fırsatla falan da işim yok. hatta mutlu akdeniz ülkelerine bak onlar da pek öyle hırslı değil, ne ilgisi var bununla ? konu şu, sovyetler deyince insanın içine dolan his, yapmacık bir herkesin iyiliğini isteme, herkesin iyiliği için çalışma, eşitlik falan filan gibi şeyler uğruna, şirinler köyü gibi yaşama taklidi yapma hissi. gerçeği bu demiyorum, hissi bu diyorum. şöyle diyeyim, sovyetler' e bakarken, insanların birbirini duygusal ya da fiziksel olarak aldatmasının, ya da herhangi bir suç, hata işlemesinin, aynı zamanda sisteme de bir ihanet olduğu hissini yaşıyor insan. oysa, mad men de millet birbirinin eşini sevgilisini düdüklemek için didinip duruyordu. kişisel görüşüm, insanların birbirini aldatabileceği bir dünyayı, aldatmanın kişisel bir sorumluluk değil kolektif bir şirinler taklidi yapma durumuna ihanet sayılacağı dünyaya tercih edeceğini düşünüyorum. sovyetler, o kadar fedakarlık ve otokontrol istiyor ki, bu baskı, insanın lan ben hiç mi sapıtamayacak hata yapamayacağım hissini körüklüyor. sürekli başınızda ebeveynelerinizin olduğunu düşünün. nasıl yaşayabilirdiniz ? insanın yapısı bu melekliğe uygun değil ve bunu fark eden sistem, bunları başı boş bırakmaya gelmez deyip, senin ikiyüzlü bir tavır takınma ihtimaline karşı, işi senin otokontrolüne bırakmadan kendi baskısını kuruyor.

    bu sebeple, bence eğer bir kara propaganda varsa,, bu dyatlov un öyle mi dedi böyle mi dedisinden öte, legasov un sigarasında, insanların bir daha farklı hiçbir şey olmayacak der gibi bakan fersiz gözlerinde, ve çocuklaştırılmış, baskıyla yaramazlık aşkı kamçılanmış huzursuzluklarında. dikkat ederseniz politikacıların yozlaşmasına falan hiç gelmedim. çünkü bence mesele o değil. sanki dünyanın her ülkesinde işler liyakatla yürüyor. bence sovyetlerin en son sorunudur liyakat, yozlaşma vs. sorun hep o mış gibi yapmada.


    -- spoiler --

    #150698 martineden | 3 ay önce
     
  9. 8
    kitabı olsa da okusak dediğim dizi.

    -- spoiler --





    -- spoiler --

    şöyle psikolojiyi iyi betimleyen bir yazarın elinde iyi kitap olur. ilk patlama anında kontrol odasında yaşananlar. şerefsiz dyatlov'un hisleri, grafit parçalarını görüp ne olduğunu anlamasına rağmen inkarı, akimov'un ve toptunov'un korkusu, ilk müdahaleye gelen itfaiyecilerin hissetikleri, onları evde bekleyen eşlerin endişeleri, baş mühendia fomin'in mallığı ya da sistemin onu malliğa zorlaması, hepsi çok güzel işlenmiş. işler ortaya çıkınca rusların kuyruklarını kıstırması, iyi işlenmiş. sscb alabildiğine gömülmüş, rus halkı yüceltilmiş.
    3. bölümdeki hastane sahneleri ve madencilerin fedakarlığına söylenecek söz yok. dediğim gibi keşke kitabı olsa da okusak.
    -- spoiler --





    -- spoiler --

    şimdi kaynak veremeyeceğim; daha önce okuduğun bir yazıda, aslında çernobilin reaktörleri çok güvenliymiş. enerji üretmek için kulanılan radyoaktif madde de patlamasına imkan yokmuş.
    ama
    rusya nükleer silah sahibi bir ülke. bu nükleer silahlar da uzaydan gelmiyor. işte, çernobilde patlama olduğu esnada bir nükleer silah imali oluyormuş.
    #147202 vanosss | 4 ay önce
     
  10. 14
    4. bölümü bana full metal jacket'i hatırlatmış dizi. full metal jacket'ta de sahnenin arkasındaki prodüksiyon çok iyiydi. şehir kurulmuş, savaş gerçek sokaklarda geçiyordu. muhtemelen savaşın gerçekten hırpaladığı yerlerde çekilmişti. binalardaki ayrıntılar, sokaklardaki ayrıntılar harikaydı. işte chernobyl 4. bölümde de askerlerin sahneleri çok etkileyiciydi. askerlerin yaptığı hüzünlü işi anlatmamayım. kimi bünyelerde ağlama hissi uyandırır.
    o reaktör temizleme sahnesi gerçekmiydi, stüdyo muydu? helal olsun dedirten cinstendi. benim nazarımda alkışı hakeder.
    bölüm başındaki yaşlı teyzeye başlık açılsa yeridir. kadın 3 dakikada rus tarihini özetledi valla.
    #148422 vanosss | 4 ay önce
     
  11. 16
    5 bölümlük hbo dizisi. içimden küfürler ederek izledim. milyonların kaderi ile oynadılar. küçükken, hava ikmal (askeri) işçi olan babam ve diğerlerine torba torba fındık dağıtmışlardı. ilkokula giderken de bu fındıklardan koli koli yedirdiler çocuklara. ekranlarda bir şey yok diyerek çay içen bakanlar oldu. ama hiçbiri kanser oranlarının bu olaydan sonra hızla katlanması kadar gerçekçi değildi. ne kadar cahil bir milletiz, insanoğlu ne kadar da bencil, umarsız... bu kadar büyük sonuçlar doğuracak riski olan bir bokla bile oynayabiliyorlar. şimdi neredeyse tüm ülkeler nükleer santrallerini kapatıyor ama türkiye yeni inşaa etmeye başladı (bkz: akkuyu nükleer enerji santrali), sonumuz hayrola...
     
  12. 6
    Değerli habercimiz M. Ali Birand'ın kazadan yedi sene sonra ziyaret ettiği şehir.
    anthony dyatlov ile röportaj yapmak için gittiği zaman kaptığı radyasyon yüzünden mi kansere yakalandı acaba diye düşündürdü
    #147133 disas | 4 ay önce
     
  13. 18
    Chernobyl’i izledim, overrated.

    Fikir, kurgu, oyunculuk vs güzel bi şekilde yansıtılmış. O hava da başarılı. Fakat “En iyi dizi.” derseniz, gülerler. Benim puanım 10/6,5.

    ‪Aklımda kalan yalnızca 3 vurucu sahne var:‬

    1-Günleri sayılı birinin, tırtıl ile konuşması.

    2-Radyasyonlu diye köpekleri vururken ‘Happiness all the mankind’ pankartının denk gelmesi.

    3-İntiharın tek seçenek olduğunu görebilecek kadar zeki, intihar edebilecek kadar çaresiz olmak; Valery Alekseyevich Legasov. Ruhun şad olsun.
     
. . .