1. 14
    4. bölümü bana full metal jacket'i hatırlatmış dizi. full metal jacket'ta de sahnenin arkasındaki prodüksiyon çok iyiydi. şehir kurulmuş, savaş gerçek sokaklarda geçiyordu. muhtemelen savaşın gerçekten hırpaladığı yerlerde çekilmişti. binalardaki ayrıntılar, sokaklardaki ayrıntılar harikaydı. işte chernobyl 4. bölümde de askerlerin sahneleri çok etkileyiciydi. askerlerin yaptığı hüzünlü işi anlatmamayım. kimi bünyelerde ağlama hissi uyandırır.
    o reaktör temizleme sahnesi gerçekmiydi, stüdyo muydu? helal olsun dedirten cinstendi. benim nazarımda alkışı hakeder.
    bölüm başındaki yaşlı teyzeye başlık açılsa yeridir. kadın 3 dakikada rus tarihini özetledi valla.
    #148422 vanosss | 4 hafta önce
     
  2. 15
    t24.com.tr/...
    #149767 kerem | 2 hafta önce
     
  3. 16
    5 bölümlük hbo dizisi. içimden küfürler ederek izledim. milyonların kaderi ile oynadılar. küçükken, hava ikmal (askeri) işçi olan babam ve diğerlerine torba torba fındık dağıtmışlardı. ilkokula giderken de bu fındıklardan koli koli yedirdiler çocuklara. ekranlarda bir şey yok diyerek çay içen bakanlar oldu. ama hiçbiri kanser oranlarının bu olaydan sonra hızla katlanması kadar gerçekçi değildi. ne kadar cahil bir milletiz, insanoğlu ne kadar da bencil, umarsız... bu kadar büyük sonuçlar doğuracak riski olan bir bokla bile oynayabiliyorlar. şimdi neredeyse tüm ülkeler nükleer santrallerini kapatıyor ama türkiye yeni inşaa etmeye başladı (bkz: akkuyu nükleer enerji santrali), sonumuz hayrola...
    #149819 somewhereoutthere | 2 hafta önce
     
  4. 17
    okyanus ötesinde ciddi ciddi hakında "neden zenci yok?" diye tartışılan dizi. ben bunları geyik zannediyordum hep ama böyle adamlar varmış ya hakikaten.

    rus madencilerin taşaklarını her türlü anlamda göstermiştir ayrıca. adamlar ne öyle yahu. bakana bile posta koyuyorlar...
     
  5. 18
    Chernobyl’i izledim, overrated.

    Fikir, kurgu, oyunculuk vs güzel bi şekilde yansıtılmış. O hava da başarılı. Fakat “En iyi dizi.” derseniz, gülerler. Benim puanım 10/6,5.

    ‪Aklımda kalan yalnızca 3 vurucu sahne var:‬

    1-Günleri sayılı birinin, tırtıl ile konuşması.

    2-Radyasyonlu diye köpekleri vururken ‘Happiness all the mankind’ pankartının denk gelmesi.

    3-İntiharın tek seçenek olduğunu görebilecek kadar zeki, intihar edebilecek kadar çaresiz olmak; Valery Alekseyevich Legasov. Ruhun şad olsun.
    #150111 bulamadimbirnick | 2 hafta önce
     
  6. 19
    propagndaya maruz kaldım mı konulu kişisel bir değerlendirme olacak.

    genel görüş dizinin bir belgesel değil bir drama olması sebebiyle eklenmiş bazı kurgu öğeleri dışında gerçeğe yakın, makul, mantklı olduğu. yine de, propagandaya maruz kalmış olabilir miyim ?


    -- spoiler --


    sovyet rusla ile ilgili her sahnede, insanın içini daraltan bir sıkıntı var. o his, itfaiye eri ve eşinin mutlu sahnelerinde bile gelip buldu beni. legasov'un yaktığı her sigarada, Bryukhanov'un içi geçmiş karpuz misali tat veren her bakışında. sovyet rusya iklimi, daha doğrusu bizim gibi orada yaşamamış, ancak duymuş, ve neredeyse sadece rakiplerinden duymuş ve rakibi sayılabilecek bir ekonomik sistemde yaşayanlar için sovyet rusya iklimi, hızlanarak paslanan ve çürüyen bahçe korkuluğu, ranza, pparmaklık gibi bir şey. sanki kimse mutlu değil ve gerçek anlamda olamazlar da. hayat anlamsız ve acımasız. hayat tatsız, ağzında sigara tiryakiliğinden herhangi bir tat alma reseptörü canlı kalamamış birinin ağız tadı kadar tatsız. insnın üstüne öküz oturması gibi, bir sıkıntı basıyor insanı bu iklimi soluyunca. çıkmazlık hissi gelip buluyor insanı.

    bir diğer HBO yapımı olan mad men' i düşünüyorum. o kadar zıt ki. daha eski bir dönemde, teknolojinin emeklediği bir dönemde geçmesine rağmen ve bizim için sıradan olan şeylerin çoğu orada lüks olmasına rağmen, dizi parıldıyordu. renkler, arabalar, binalar, insanların yüzleri parıldıyordu. gerçekte, birbirlerine kazık atarak hayatta ve ayakta kalan bu insanların yaşamı, sadece biz de sıkı birer kapitalist haline geldiğimiz için mi bize 85 lerin sovyet rusya sının en ferah ve refaha sahip şehirlerinin birinden kat be kat güzel gelmişti ? konu sadece new york değil, diğer ufak tefek şehirler için de durum benzer.

    çünkü mad men, dah fazlasını vaat ediyodu ve daha fazlası için çok çalışan insanların ona nasıl da sahip olduğunu izliyorduk. don draper hatun üstüne hatun götürürken peggy olson kariyer basamaklarını en alttan en üste kadar hırsl tırmanıyordu. her yeni gün, bir başka umut, bir başka karşılaşma, bir başka fırsattı. fırsat hissinin, daha doğrusu sovyetler deyince içe düşen fırsatsızlık hissinin bizi asıl baskılayan şey olduğunu düşünüyorum. tersi şekilde 60 ların amerikasını bugünden daha cool ve daha arzulanabilir yapan şeyin bu olduğunu da.

    e ben bir tatil kasabasında balık tutarak yaşamımı mutlu ve huzurlu sürdürmek istiyorum. fırsatla falan da işim yok. hatta mutlu akdeniz ülkelerine bak onlar da pek öyle hırslı değil, ne ilgisi var bununla ? konu şu, sovyetler deyince insanın içine dolan his, yapmacık bir herkesin iyiliğini isteme, herkesin iyiliği için çalışma, eşitlik falan filan gibi şeyler uğruna, şirinler köyü gibi yaşama taklidi yapma hissi. gerçeği bu demiyorum, hissi bu diyorum. şöyle diyeyim, sovyetler' e bakarken, insanların birbirini duygusal ya da fiziksel olarak aldatmasının, ya da herhangi bir suç, hata işlemesinin, aynı zamanda sisteme de bir ihanet olduğu hissini yaşıyor insan. oysa, mad men de millet birbirinin eşini sevgilisini düdüklemek için didinip duruyordu. kişisel görüşüm, insanların birbirini aldatabileceği bir dünyayı, aldatmanın kişisel bir sorumluluk değil kolektif bir şirinler taklidi yapma durumuna ihanet sayılacağı dünyaya tercih edeceğini düşünüyorum. sovyetler, o kadar fedakarlık ve otokontrol istiyor ki, bu baskı, insanın lan ben hiç mi sapıtamayacak hata yapamayacağım hissini körüklüyor. sürekli başınızda ebeveynelerinizin olduğunu düşünün. nasıl yaşayabilirdiniz ? insanın yapısı bu melekliğe uygun değil ve bunu fark eden sistem, bunları başı boş bırakmaya gelmez deyip, senin ikiyüzlü bir tavır takınma ihtimaline karşı, işi senin otokontrolüne bırakmadan kendi baskısını kuruyor.

    bu sebeple, bence eğer bir kara propaganda varsa,, bu dyatlov un öyle mi dedi böyle mi dedisinden öte, legasov un sigarasında, insanların bir daha farklı hiçbir şey olmayacak der gibi bakan fersiz gözlerinde, ve çocuklaştırılmış, baskıyla yaramazlık aşkı kamçılanmış huzursuzluklarında. dikkat ederseniz politikacıların yozlaşmasına falan hiç gelmedim. çünkü bence mesele o değil. sanki dünyanın her ülkesinde işler liyakatla yürüyor. bence sovyetlerin en son sorunudur liyakat, yozlaşma vs. sorun hep o mış gibi yapmada.


    -- spoiler --

    #150698 martineden | 7 gün önce
     
. . .