bu başlık kişiye özel bir başlıktır
  1. 1
    merhaba. ben, jalin frankmin (bundan sonra kendimden bf olarak bahsedebilirim).

    daha çok bir ruhun bunalımlarını okuyacağınız bu özel başlıkta bf'den (bedenimden) sıyrılıp, ruhumla tüm diğer meseleleri aynı yemek masasına oturtacağım. bunu yaparken yazdığım her ne ise ona uygun gördüğüm müziği açıp dinlemek de sizin tercihinize kalacak.

    noktasından virgülüne kadar, pardon virgülünden noktasına kadar bu yemek masasında olan biten konuşmaları okuyacaksınız.

    iyi okumalar. ^^
    #132881 benjalin frankmin | 2 hafta önce
     
  2. 2
    geride kalan bir ses için [ yani, arkaplan müziği :) ] --- elk river - six organs of admittance

    "özgürlük, giderilemez bir açlık mıdır?"

    saadetin sorduğu bu soru, masanın etrafındakiler için huzursuzluk demekti. huzur vermesi beklenen bir hâl, nasıl olur da tam tersi huzursuzluk yaratacak bir soru sordurabilirdi zihinlere?

    "bugünkü yemeğimiz, özgürlük" dedi, yalnızlık. yalnızlık, özgürlüğe dahil miydi? yapayalnız olan bir insan, toplumun kararlarıyla hareket etmeyip kendi düşünceleriyle var olabilir miydi? olsa da özgürlüğü tadabilir miydi? yalnızlık neden böyle hevesli "özgürlüktür yemeğimiz" demişti ki? aç mıydı özgürlüğe, yoksa aç gözlümüydü yalnızlık?

    ...

    yemek odasında sadece bir masa ve dört sandalye bulunuyordu. odanın geri kalanında neredeyse hiçbir şey yoktu. masa ve sandalyeler haricinde göze çarpan tek şey kapıydı ve zaten odada pencere olmadığından, tavanda asılı duran lambamın loş ışığında bu kapıyı duvarlardan ayırt etmek epey zordu. yemek masası kare şeklindeydi. üstünde siyah bir örtü ve bu örtünün kenarlarını masaya tutturan dört adet mandal göze çarpıyordu. bunların dışında dört tane tabak ve tabakların kenarlarında çatal-bıçak bulunuyordu.

    az sonra odaya, açlıkları görünüşlerinden belli olan dört yabancı girdi. her birinin elinde bir kağıt ve bu kağıtlarda sandalyelerin üzerlerinde yazan sayılar vardı. sekiz sayısının yazılı olduğu sandalyeye doğru yöneldi, içlerinden biri. bir kadındı bu ve odadaki tek kadındı. sandalyeyi hafifçe geriye doğru çekti ve birkaç adım uzaklaşıp, diğerlerinden daha renkli bir görünüme sahip kıyafetleriyle odanın içini şöyle bir turlayarak karanlığa biraz ışık saçar gibi oldu. yerine oturduğunda ise diğer yabancılar çoktan masanın kenarlarında konumlanmışlardı. beş numaralı sandalyenin sahibi masadan geriye doğru çekilmiş gözüküyordu: diğerlerine göre masayla arasında hemen hemen yarım metre vardı. elleri dizlerinin üzerinde gergin bir hal sergilerken, parmakları hafifçe diz kapaklarını dövüyordu. altı numaralı sandalyede oturan adam yumuşak görünümlü, safça bir yüz ifadesine sahipti. ve etrafına gülücükler saçıyordu. karşısında sekiz numaralı sandalyede oturan kadının omuzlarına bakmakla meşguldü. sonuncuları ise üç numaralı sandalyede oturuyor, ağlamaklı bir yüz ifadesiyle karşısında duran pusmuş herifi seyrediyordu. ona doğru çevriliydi gözleri ama sanki onu görmüyor gibiydi. içinde bir şeylerle meşguldü; yoğunca bir hisle. bu dört ayrı karakterde insanı bir araya getiren tek şey aç olmalarıydı. açtılar. ama neye?

    ...

    kimse birbiriyle konuşmuyordu. sessizlik, halihazırda ıssız bir sokağı andıran odayı daha da karanlığa gömüyordu. altı numaralı koltuktaki adam konuşmak için çaba sarf ediyor gibiydi ve bunun için bir atılım gösterecekti ki odanın kapısı hızla aralandı. göğsünde kocaman harflerle dokuz yazan bu kişi "yemekte özgürsünüz" diyerek giriş yapmıştı odaya. odadakiler şaşkındılar. çünkü dokuz yazısının hemen altında "yalnızlık" yazıyordu.

    sonunda konuşmayı başaran beş numaralı sandalyedeki adam merhaba diyecek oldu ki lafını bölen karşısındaki kadın "peki, yemek nerede" diye atıldı. beş numaradaki iyice kapanmıştı. üç numaradaki ise aç olmasına rağmen bir türlü yemek meselesine odaklanamıyordu.

    odaya giren adam: "yalnızlığımı bugün sizinle yeneceğim" diyerek hızlı adımlarla odanın bir köşesinde duran ve neredeyse gözükmeyen bir şişe aldı. herkesin bardağına biraz biraz bu şişenin içindeki sıvıdan akıttıktan sonra afiyet olsun deyip geldiği hızla odadan ayrıldı. peki ama yemek neredeydi?

    ...

    kadın, karşısındaki adama bakarak: "sen saadetsin ben de özgürlüğüm, bu adam acı ve diğeri de korku. buraya kadar anladım. buraya kadar her şey tamam ama yemek nerede bilemiyorum" diyordu. bunu üçüncü kez tekrar etmişti neredeyse. beş numaradaki adam korku kelimesini duyduğunu fark edince duraksadı, ayağa kalktı ve: "acı çekmekten korkuyorum ve benim hiç canım yanmıyor. canımın yanması ihtimali beni korkutuyor." diye ekledi. sekiz numaradaki adam ise "bu gibi şeyleri kafana takmaman gerek, ihtimaller özgürlüğü kısıtlar" diyerek kendince bir ders vermişti. üç numaradaki adam ise acı çekmekten mutlu olduğunu söylüyordu. sessizlik bozulmuştu ama yemek neredeydi?

    bir süre sonra hepsi birbirine kadının tanımladığı isimlerle seslenmeyi tercih etmişlerdi. kadın (özgürlük) iyice acıkmıştı ancak, dayanabilirdi. saadet özgürlüğe, korku acıya, acı ise saadete açtı. birbirlerine baktılar. hepsinden bir parça barındırabilen tek şey yanlarında duruyordu; tercihleri özgürlük olmuştu...

    ...

    bu girdi soyut bir resim idi. bundan sonraki girdilerde yemek masasında özgürlük yenirken (yani kadın, toplum tarafından maalesef ki yok edilirken), biz dünyevi meselelere, aşka, geleceğe, geçmişe, felsefeye ve ruha bakacağız.

    işbu soyutlama, elbet bir zaman bir yere/şeye bağlanacaktır. kendimizi odaya özdeşleyelim.
    #132945 benjalin frankmin | 2 hafta önce - düzeltme: 2 hafta önce