1. 1
    20 Ocak 1966

    TARİH, TARAFSIZ BİR İLİM DALI OLABİLİR Mİ?

    Tarihî determinizm çeşitli ilimlerde sahneye çıkan, haddizatında tarih felsefesi diyebileceğimiz bir ilimdir. Neden tarih felsefesi metafiziktir? Ve neden 20. asırda itibarını kaybetmiştir?

    Hegel, Marx, Toynbee tarih felsefecileridir. Tunuslu İbn Haldun'dan, Vico'ya, Schelling'e kadar bütün filozoflar tarih felsefecisi adını almışlardır. Tarih felsefesi çok iddialı: Bütün insanlığın tarihini idare eden kanunları matematik formüllerle vermek gayesi.

    Birçokları için tarihle sosyoloji birbirlerini tamamlamazlar. Bir tarih sosyolojisi veya bir sosyoloji tarihi vardır. (Sorbonne'un çok değerli hocalarından Goldmann için sosyoloji bir ilim olamayacaktır. Edebiyat insan zekâsının ve gönlünün bütününü kucaklayacaktır.) Biyoloji insanı sadece canlı olarak ele alır. İnsanın bütün varlıklardan üstün olması, onun ayrı bir ilmin konusu olmasını icap ettirir.

    İnsanı insan olarak inceleyen ilimlere, II. Dünya Harbi'nden sonra "Sciences humaines" dendi ve bu ilimler 1936'da Lucien Fevbre'in çıkardığı Fransız ansiklopedisinde mihver oldu. İnsan ilimleri insanı insan yapan düşünce ve duygu dünyası üzerinde tekasüf ederler. İnsanı zaman içinde tarih inceler.

    18. asırda antropos tabiri çıkar. Quatrefages, Brocart insanı fert ve cemiyet ilişkileri içinde incelemek istiyordu. Sonra insanın yalnız maddî çalışmalarına teveccüh ettiler. İtalyan Ceza Mektebi'nden Ferry, Lombroso bir suç antropolojisi yazmışlardır. Cermenler insan ilimleri yerine "ruh ilimleri" tâbirini kullandılar. Eski mantık kitaplarında tarih, sosyoloji gibi ilimler morail ilimler adını taşır.

    Beşeri ilimlerin en eskisi, en çok gelişeni: tarih. Tarih sahneye nesir halinde destan olarak çıkar. Tacite'le Virgile kardeştirler. Destan da şiirdir, tarih de. Tacite'de biraz hiciv de vardı. Tarih eğlendiren, kimseye zarar vermeyen bir salon ilmi yahut da kilisenin müdafaasını üstüne alan bir disiplindi.

    1789 ile feodal dünya bütün gelenekleriyle, müesseseleriyle ufuktan silinir.

    1789 bir devrin ölüm çanlarıdır. Kapitalist istihsal düzeninin iktidara geçişidir.

    1789 Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk istikraz talebidir.

    C. Levi-Strauss, 18. asırdaki bu devrimi, neolitik çağdaki devrime benzetir. O devrim insanın ziraata, çanak, çömlek yapımına başlaması tarihidir. İnsanlığın tarihinde büyük değişiklikler yapan bu 89 ihtilâli, çeşitli tarihçilere konu olmuştur. Michelet, ihtilâli bütün sıcaklığı ile yaşatır size. Bonald ile Maistre'e sorarsanız şeytanın eseridir.

    Taine, niçin tarih yazdığını şöyle anlatır: "Oy verme yaşına gelince, beni de bir vazifeye çağırdılar: birtakım insanlar seçecek, memleketin idaresini onlara verecektik. Fransa'nın ahenge, nizama ihtiyacı var. Ben kimim? 21 yaşındayım, Hegel ve Spinoza'yı bütün olarak okudum ama, yine de cahilim. Fransız insanını bilmiyorum. Onu bilmek için Fransız'ı öbür milletlerden ayıran özellikleri bilmek lâzım. Bunun için memleketimin tarihini, dününü ve bugününü bilmeliyim. Fransa'yı Fransa yapan sosyal kuvvetler nelerdir?"

    İşte Taine, 12 ciltlik "Çağdaş Fransa'nın Kaynakları" adlı eserini bu suale cevap vermek için yazar. Bu eser her çağda sağ cenahın derinliklerine dalıp yeni malzemelerle döndükleri bir hazinedir. Taine'e göre ihtilâl, hiçbir şeyi değiştirmemiştir, sadece bozmuştur. İhtilâl, insanlığın tarihinde bir sara nöbetidir. Michelet, Bonald, Maistre, Taine aynı vesikalardan birbirine taban tabana zıt neticeler çıkarırlar.

    Tarih, çeşitli sınıftan insanların kendilerini seyretmek için yarattıkları bir aynadır. Hiç kimse kucağında yaşadığı hâdiselerden, kinlerinden ve aşklarından sıyrılamaz. Yankıları sönen uzak bir devrin bile, içtimaî sınıfımıza göre bir mânâsı vardır. O halde tarihte bir relativite (görecelik) vardır.

    Tarih bize bütün akış halinde olan iktisadî müesseselerin değiştiğini gösteriyor. Geniş çizgileri ile istikbâli görmek mümkündür. Ama bütün cemiyetleri kucaklayan ve zamanın dışına çıkan kanun yok. Eğer tarih bütün realiteyi tekrarlamak iddiasında ise, hiçbir idrâk onu kucaklayamaz. Tarihte kendimizi görmek isteriz. Bunun için her nesil kendine göre bir daha yazmak ister onu.

    Tarihte vakalar belli bir yerde ve zamanda geçer. Tarih tekerrür etmeyen hâdiselerle meşguldür. Tarihe ilim haysiyeti vermek isteyen Lacombe, "tarihte tek hadise yoktur" der. Singulier (tekil) vakalarla gazete meşgul olur. Bunlar bir günde doğup solan yosun hâdiselerdir. Lacombe için bir realite, bir verite vardır. Realite ham, istikameti belli olmayan, kanunsuz, yosun hâdiselerdir. Verite, realiteleri idrâkin teknesinde yoğurup, kanunlaştıran bilgidir. Tarih, verite'lerle meşgul olur.

    Eskiden 30 sene geçmezse tarih olmazdı. İnsan maziden kopup, istikbâle yürür. Zamanı bölmek imkânsız. Demek sosyoloji ile tarihin konusu aynı. İkisi de global ilimler. Tarih daha çok dünle meşgul, sosyoloji bugünle. İkisinin de konusu zaman ve bütünüyle insandır. Bizde bir parça gelişen tek sosyal ilim: tarih. Teokraside tarih olur mu? Cevdet Paşa'yı sınırlandıran sebepler neler?

    Bugün bir Türk tarihi yok. Baron Von Hammer'in tarihi yine elimizdeki tek kılavuz. Bugün 30 sene evvelini hür olarak söylemeyen insan, nasıl tarih yazar? Hür olmaya alışmadık biz. Yakın tarih hakkında hüküm vermek kanunen yasakdır. H. Lefebvre (1958 Komünist Partisi'nden kovulan değerli tarihçi) Paris Komünası adlı eserinde "bir tarihçinin ilk vasfı yalan söylememektir" der. Ben yalan söylemiyorum, heyecanlarımla konuşuyorum.