yarın öbür gün ergen bir twitter fenomeninin sayfasında veya reytingi düşük bir ana haber bültenin reklama girmeden önceki son haberinde ''gbt sorgusu sırasında polis memurlarına zorluk çıkaran vatandaşın ağzına biber gazı kapsülü sokuldu.'' alt başlıklı bir video kayıt görürseniz, ekrana doğru sallanmış elle, bir merhabanızı alırım. çok görmeyin bunu bu mümin kardeşinize.
zira artık yoruldum. kalabalığın kendi arasında; esmer, sakallı, bereli birinin, asayiş şube ekipleri tarafınca günlük kotasını doldurma adına, tek suçunun ''esmer, sakallı, bereli" biri olmak olan ''o" birinin gbt sorgusu için "-hemşerim kimliğini görim'' diye durdurulmasına binaen, ''ayy şekerim bak bu kesin suçludur. tipe baksana at hırsızlığı meslek yüksekokulu terk" tarzındaki bir muhabbettin olabilme ihtimalini kafamda kuruyor olmaktan, o ''biri" olmaktan çok yoruldum. bir önceki cümleyi kurarken de ayrıca yoruldum. niye yoruyorsunuz olum beni?
ya abicim bilmiyorsanız söyleyeyim, bütün esmer , sakallı, bereli suçluların hepsi cezaevinde. iyi iş çıkardınız zamanında ama artık yeter amk. kalan kaçaklar mevzuya uyandı. hep aynı profilin durdurulduğunu bildiği için bakımlı, temiz, iyi giyinimli, plaza çalışanı tipli heriflere evrildiler. bu gerçekle yüzleşip, önlemlerinize ona göre alın artık. çevir bakalım bu bahsettiğim yeni evrimleşen türlerden birini zincirlikuyu durağında al kimliğini, ahanda bingo.. noldu seri katil çıktı değil mi herif. hadi iyisin köftehor kaptın bir maaş ikramiyeyi.
taşşağını yapıyorum ama harbiden bu mevzudan gına geldi. ben sadece sıradan bir insan gibi günlük rutinlerlerim olsun istiyorum . sabah kalkayım bir şeyler yiyeyim. işim varsa işimi yapayım, sonra yine bir şeyler yiyeyim. yapacak başka bir işim daha varsa onu da yapayım. hala yiyebilecek durumdaysam yine yiyeyim. sonra da evime geleyim. sonraki günde aynı rutini tekrarlıyayım. ama rica ediyorum (kime!?) bu rutinin aralarına serpiştirilmiş gbt sorgusu olmasın istiyorum.
metrobüse-metroya bindiğim her durakta ayrı, indiğim her durakta ayrı bir gbt'ye tâbi tutulmamak istiyorum. zaten durdurcaklar çıkarması-koyması zor oluyo diye kimliğimi cüzdanda değil de ön cebimde taşıyor olmamayı istiyorum. akşam sahilde bir bankta otururken yanıma polisin ''hayırdır hemşerim" diye sokulup kimliğimi istememesini istiyorum, ya da ne bileyim lavaboda elimi yüzümü yıkarken '' ya bugün hiç dışarı çıkmadık bir soluk gitsem de gbt'ye mi girsem hacı" diye aynadaki yansımamla fikir alışverişinde bulunmamak istiyorum.
ulan böyle yazınca çok şey istiyormuşum gibi oldu ama öyle değil aslında. tipe göre adam durdurmasınlar istiyorum sadece. hem "suçluluğu ispat edilene kadar her esmer, sakallı, bereli birey masumdur " gerçeği ; en az " aksi ispat edilmediği sürece her erkek ibnedir'' gerçeği kadar tartışılmaya kapalı bir gerçektir. toplumsal güvenlik adına bu gerçekle hareket edilmesini, uygulamalarında o doğrultuda olmasını istiyorum.
zira korkuyorum. yarın öbür gün hayata dair tüm umutlarımı kaybettiğim bir günde kimliğinizi görebilir miyim diyen polis memuruna " böyle daha iyi bir sonuç elde edersiniz memur bey " diyip çırılçıplak soyunmaktan çok korkuyorum.
+ abi senin suç neydi?
- giyinik olmam gereken bir yerde çıplaktım..
+ anladım abi..
kanun kaçakları sadece erkek olabileceği için(!) kadınların pozitif ayrımcılığın bütün nimetlerinden yararlandığı kimlik kontrolünün kısaltması.
ohal'deyiz diye gbtlerin sıklaşması normal olsa da, şehirlerarası yolculuklarda pek sık karşılaşmıyorum ben. 2 yıl önce yürürlüğe giren ohal'in birçok olumsuz etkisinden sadece biri, bütün vatandaşların potansiyel suçlu muamelesi görmesi olsa gerek. gbt ise, bütün bu ohal yargısız infazlarının üzerine mum dikmeye devam ediyor.
eskiden çok sık gbt'ye giriyordum. her polis ve jandarma kontrol noktası benim için var gibiydi. arkadaşlarla oturup sakin sakin içtiğimiz park bile her akşam gbt baskınına uğruyordu. teknik eğitim fakültesinde okurken bir anda kafayı kırıp "ben polis olacağım" diyen ve yıllardır da sivas'ta çevik kuvvet olan bir arkadaşıma sormuştum bu durumu. "her karakolun aylık yapması gereken gbt sayısı var. kota gibi düşün. bunu yakalamazsa o karakola ihtiyaç yokmuş gibi görünüyor. eh, sen bunu 'devlet suç istiyor' mantığında değerlendirebilirsin tabii. hiçbir güvenlik tehditi olmayan yerlerde sık sık gbt yapılmasının nedeni bu." demişti bana. sigortacı olup aylık kotanı tutturman ile polisin yaptığı gbt'nin sayısal dökümü arasında hiçbir fark yok aslında. ikisi de verilen kotaya tabi.
şu pozitif ayrımcılık beni ifrit ediyor. istanbul'a her gittiğimde çamlıca girişinde çevirme yapıyor polis. kafasına göre seçtiği otobüsleri durdurup içindeki erkeklerin kimliklerini topluyor. ben genelde sabah saatlerinde istanbul'da olabilmeye uygun bir saatte otobüs yolculuğu yapıyorum. sabaha karşı içinde olduğum otobüs illa ki durduruluyor. oradaki polislere de neden sadece otobüsleri durdurduklarını sormuştum. "bizden böyle istiyorlar" demişti. yani gene kota söz konusu. binek aracı durdurup en fazla 5 kişiye gbt yapmayı değil, bir otobüsü durdurup tek seferde 50 kişiye gbt yapmayı tercih ediyorlar.
gbt'ye girdiğinde karşısına vergi borcu çıkacağını düşünüp dizlerinin bağı çözülenlere çok gülüyorum. sözlüye kaldırılmış ilkokul öğrencisine dönüşen amcalara bakarken ülkenin durumu beni üzüyor. gbt'yi yapan polis memurlarının vatandaşa muamelesi de çoğunlukla sorunlu. "kimliğini ver bakayım"la "ne işin var burda lan!" arasında geniş bir çevrede laf yemişliğim çoktur. bunların en güzel örneklerini, yukarıda bahsettiğim parkta yaşadım ben gençliğimde. mahalledeki karakola yakın olduğu için parka gbt kontrolü için gelenler de tanıdığımız memurlar olurdu. yılların emektarı mehmet abi'nin yanına gençten bir memur verirler, onun da caka satmasını sağlarlardı. biz ise, mehmet abi'ye bira ikram ederdik kahkahalarla. ne zaman ki bu tecrübeli-genç polis denklemini tecrübeli masa başı polis memuru-genç çevik kuvvet polisi olarak değiştirdiler; işte o zaman gbtler insani düzlemin dışına çıktı. şu olayın üzerinden kaç yıl geçti, halâ çok net hatırlarım:
gene parktayız, in cin top oynuyor, saat akşam ile gece arası. 4 arkadaş içiyoruz. ara sıra sesimiz çok çıkıyor ama hemen "olm, sessiz olun biraz lan" diyerek otokontrolü sağlıyoruz. yaşlıca bir abi geldi, "gençler, afiyet olsun, bana da yer var mı?" dedi. aramıza aldık, sohbet muhabbet devam. kısa süre sonra mehmet abi yanında daha önce hiç görmediğimiz, hepimizden küçük olduğu yüzünden anlaşılan bir polis memuruyla birlikte parka teşrif etti. "hayırdır abi, geç kaldın bugün?" dedim ben, gülümsedi. mehmet abi'yi gördüğümüz gibi hepimiz cüzdanlara davrandık zaten. kimliklerimizi genç polis çocuk toplamaya başladı çatık kaşları ve çevresindeki hiçbir şeyi tasvip etmeyen bakışlarıyla. "sen de ver, hadi lan" dedi benim bi' arkadaşa. önce dik dik genç polise baktık, ardından mehmet abi'ye. mehmet abi kaş göz yaptı bize, problem çıkarmadık. yanımıza sonradan gelen yaşlıca abi de kimliğini verdi ve biz muhabbetimize geri döndük. kimliğini verirken genç polisten "lan" yiyen arkadaş daha yeni motosiklet kazası yapmıştı. bacağı 4 yerinden kırılmış, aylarca evde yatmıştı. onun yeniden atmaya başladığı bebek adımlarını kutluyorduk biz de zaten. kaza ile ilgili dava sürecini anlatıyordu, devam etti o.
genç polis gbtleri halederken mehmet abi de muhabbetimize katıldı ve kaza hakkında bir 5 dakika kadar kakara kikiri yaptık biz. genç polis bizden biraz uzaklaşmış, telsize hönkürerek kimlik numaralarımızı söylüyordu. işini bitirmiş olacak ki, koşa koşa yanımıza geldi. "ahmet horasan kim?" diye bağırdı (ad soyadı uyduruyorum). aramıza sonradan gelen yaşlıca abi kendisinin olduğunu söyledi. genç polis "gel bakayım sen benimle karakola" deyince bende şalter attı. "mehmet abi, ya sen açıkla şuna nasıl konuşulacağını ya da ben ikaz edeceğim" dedim. mehmet abi araya girdi, genç polisi biraz uzaklaştırıp ne olduğunu öğrendi. yanımıza geldi ve "ahmet'in araması var. galiba icrayla ilgili bir davası varmış ve duruşmalara katılmamış. karakola gelip imza atması lazım. ikametinde de bulamamışlar. dert etmeyin, birazdan gelir, birasına devam eder" dedi. bizim yaşlıca olan abinin kafası biraz iyiydi ve "ben kanundan kaçmam!!" diyerek bağırmaya başladı. mehmet abi ona da durumu basitçe açıklarken, genç polis hemen telsizine davrandı ve hayatımda beni en çok sinirlendiren olaylardan birini kurgulamaya başladı. telsize "takviye talep ediyorum. burada huzuru bozan, polislere saldıran, alkollü bir şahıs var. acil destek gönderin" dedi. mehmet abi "olm, bi' dur, galeyana getirme ortalığı, bunlar bizim mahallenin çocukları" falan dediyse de, çok geç kalmıştı. birkaç dakika içinde parkın çevresi 5 devriye aracının tepe lambalarıyla gündüz gibi oldu. devriyeler gelene kadarki kısacık sürede genç çocuğun boğazını sıkmak için hepimiz yalvararak mehmet abi'den izin istedik. bir kaşık suda boğacaktık onu orada. karakola gidip imza atması gereken adam için 5 devriye aracını küçücük parka yığmak, parkta olan bizlerin tamamını kriminalize etmek, hepimize yönelttiği "siz benim sümüğüm kadar bile değerli değilsiniz" bakışlarıyla gecemizi zindana çevirmek genç polisin yaptığı en berbat 3 hataydı.
biz genç polise uzanamadan devriye araçlarından polisler inip koşturmaya başladı oturduğumuz yere. hadi biz alışkınız gbt'ye, polisin bol olduğu ortamlarda rahat davranmaya. ama ahmet abi tam anlamıyla delirdi. zaten kafası iyiydi, üzerine bir de suçlu damgası yedi. yanımıza geldikten sonra '80'lerde kantar karakolu'nda işkence gördüğünü de anlattığı için adamın psikolojisi tamamen bozulmuştu. polisler mehmet abi'ye durumu sordular, o tam anlatamadan bizim genç cengaver "alın bunu, paketleyin. karakolda anlatırım ben size" dedi. 4 kişi olarak hepimizin gözbebeklerinden kan fışkırmaya ramak kalmıştı. hepimizin az çok karakol tecrübesi olduğu için kalabalık bir polis grubunun içinde polise ileri geri yapıldığında karakolda işlerin bambaşka bir hale döneceğini biliyorduk. şu ayrıntıyı çok net hatırlıyorum: elimdeki tuburg gold şişesini o kadar sert sıkıyordum ki; yanımdaki arkadaşım "olm, bırak şu şişeyi, kırılacak" demişti. parkın çimlerine tüm gücümle fırlatmıştım dolu birayı.
ahmet abi paketlenirken kelepçe takmak istedi genç cengaver. mehmet abi'nin gözlerinin içine bakıp "abi, kelepçe takarsanız burası karışır" dedik. mehmet abi araya girdi, kelepçe takılmadan ama fiat doblolardan birinin eşya konulan yerine kamburu çıkmış bir halde bindirildi. ahmet abi dobloya binerken "biramı bekletin, geleceğim, devam ederiz" diye bağırdı. "bekliyoruz abi. ısınırsa yeni biran benden" diye karşılık verdim. bu sırada da genç cengaverin bana acıyarak baktığını görünce "çok ah aldın bu gece memur bey" dedim. 5 devriye aracının da kapıları kapandı, mehmet abi başı önde karakola doğru yürümeye başlarken, genç cengaver onun duyamayacağı ama bizim gayet net duyabileceğimiz bir sesle "bir daha buralarda görmeyeyim sizi, hadi bakayım" dedi ve hızlı adımlarla mehmet abi'nin peşinden gitti.
ahmet abi'yi o gece 4 saat bekledik. sabaha karşı olunca bıraktığı birasını çöpe atıp evlere dağıldık. o geceden sonra sıklıkla parkımıza gitmeye devam ettik ama ahmet abi'yi göremedik. karakola çekildiği o gece keşke biraları bitirip biz de peşinden gitseydik diye halâ düşünüyorum. bizim güzelyalı karakolu'nun adı kötüye çıkmamıştı kantar gibi: içeri giren neredeyse aynı şekilde, aynı kapıdan geri çıkardı. ama gene de insan işkillenmiyor da değil. genç cengaveri birkaç kere daha parkın civarında gördük ama o günden sonra girdiğimiz gbtleri o yapmadı bize, hep mehmet abi tek başına yaptı.
bu genç polislerin, adaletin "herkes suçludur" mantığını savunmadığını polis akademilerinde öğrenmiş; önyargılardan doğan intikam duygularını bellerine taktıkları silahla göstermeye çalışmalarının "görevi kötüye kullanmak" suç tanımının içinde olduğunu algılamış; kimlik kontrolü yapmanın gözdağı verme amacını taşımadığını bilmiş olmaları gerek. birçoğu bunları öğrenmemiş, algılamamış ve bilmemiş olarak polis akademilerinden mezun oluyor. ondan sonra "polis, bugün çok çeviktin " diyenlerin espri anlayışını anlamalarını bekliyoruz.