atla deve değildir. başlıkla ilgili fikir beyan etmekten ibarettir. lakin bu fikrin nasıl ifade edildiği önem taşır. başlığa cevap vermek, başlığın fiziksel durumunu irdelemek, başlıktaki girdilerin genelini yorumlamak, başlıktaki girdilerinden bir tanesine cevap vermek, sözlük yazarlığı değil, forum yazarlığıdır. sözlük formatına uymak için bkz verme kisvesi altında bu eylemlerden birini gerçekleştirmek de sözlük yazarlığı değil, cin olmadan adam çarpmaya çalışmaktır.
Her şeyi ben bilirim, en iyi ben yazarım, kuralları da ben koyarım değildir. Hele ki Kendini otorite zannetmek, had bilmemek hiç değildir.
Kurallar dahilinde tüm sözlükçüler eşittir. Kimse kimseden daha üstün ya da ayrıcalıklı değildir. Birinin diğerinden daha fazla kitap okumuş, film izlemiş, gezmiş görmüş olması, aldığı eğitimi, bildiği dil sayısı onu daha üstün yapmaz burada. Ne kadar nitelikli olduğu da kimseyi bağlamaz. Ancak bunu yazıya döker ve beğeniye sunarsa değer kazanır ve bir anlamı olur bu birikimin.
Hiçbir sözlük yazarının diğerine ne yazıp çizeceğiyle ilgili söz söyleme, yönlendirme ve baskı yapma ve nezaketsizce o yazarı eleştirme hakkı yoktur. İlgi duyanı için burdaki her bilgi çok kıymetli. burada hiç kimse otorite ya da karar mercii değil ve hiç kimsenin bir başkasını sindirmeye, ezmeye çalışmaya ve acımasızca eleştirmeye hakkı yok. Kurallar dahilinde herkes istediğini yazar, okumak istemeyenler için de türlü türlü çözümü mevcut.
Kaldı ki burası sol çerçevenin akmasına, nitelikli girdilere aç bir sözlük. Ne kadar nitelikli yazı, o kadar güzel bir mecra. Burada paylaşılan hatırat da kıymetli akademik düzeydeki girdiler de. Nihayetinde birinde bilgisini paylaşıyor yazar diğerinde birikimini, yaşamından kesitleri. hepsinde emek var, paylaşım var.
Elbette Girdiler, yazılar eleştirilebilir, yanlış bilgilendirme varsa düzeltilebilir ancak hepsi saygı ve nezaket çerçevesinde yapılırsa bir anlamı olur. Ağzını açıp gözünü yumarak yapılan eleştiriler kimseye fayda sağlamaz, aksine üzer, yıpratır.
Sözlükler bence biraz da dışarıdaki acımasız, saygısız ve sığ dünyadan kaçıp saklandığımız ve kendimize huzur ve güzellik aradığımız yerler. O yüzden güya cehalete, yozlaşmaya karşı tavır takınan insanların kaba, saygısız ve hoşgörüsüz olmaları çok şaşırtıyor beni. Oysa ki biraz empati ve saygı hayatı çok daha yaşanır kılıyor. Gerçekten zor değil bu standardı yakalamak ve sürdürmek.
boş vakti değerlendirmek için bir hobiden ibarettir. açarsın gündeme ilişkin bir şeyler var mı bakarsın. paylaşmak istediğin varsa, paylaşılanı okur paylaşımını yaparsın. yorumlarda hoş vakit geçirirsin. klavye başında tüm gün oturup takılı kalmak değildir velhasıl. söyleneni art niyetli algılayıp karşındakine anlayış da kusmamalısındır zira. çünkü birini ya da hayatı ya da kendini yenmenin, aşmanın söz konu olması konusunda ancak kültürlülüğüne katkısı olur sözlüğün. eğer birileriyle dalaşmak, zıtlaşmak, kavga etmek, yargılamak istiyorsan aç bi sahte facebook profili elli bin tane haber sayfası, grup falan filan oralarda istemediğin kadar kendi bokunda boğulan insan var. bilgi paylaşmak gibi de bir dertleri de yok. daha tatmin olmak için böyle bişey önerebilirim. işbu girdi havadan sudan esinlenerek yazılmış olup hiçbir itham içermemektedir.
"ömrümü yedi" diyeceğim ama tam da değil. "boş iş" kontejanımın çoğunu bununla doldurdum. sözlük yazarlığı yapmasam daha hayırlı, uğurlu, anlamlı şeyler yapmayacaktım. bir başka boş iş peşinde koşacaktım.
kulzos için küçük bir adım, benim içinse büyük bir adım. bu entry ile, 10. entry tamamlanıyor ve yazarlık yolunda adımımı atıyorum...bakalım ay'dan sağ dönebilecek miyim?
İnternet çağındayız. İstenilen bilgi istendiği zaman ve istendiği kadar elde edilebilmekte. Bu açıdan bakıldığında sözlük yazarı, angarya gibi gözüken bir iş yapmış sayılabir. peki Durum öyle mi, tabi ki değil. İşin angarya olmadığı durumunu belirleyen en önemli faktör sözlük yazarlığı yapılacak olan sözlükte çizilmiş olan birtakım kuralları okumak, anlamak, özümsemek; sonrasında varsa kendi tecrübelerini ve birikimlerini araştırmalarıyla harmanlayarak bir yazı oluşturmak ya da tamamen araştırma ürünü bir yazı ortaya koyup diğer sözlük yazarlarının ve kaynak olarak başvuracak olan bireylerin “beğenisine” değil, “hizmetine” sunmaktır. Hizmete sunulan bu başlık ve ya girdi diğer sözlük yazarları tarafından ikinci aşamada istenirse beğenme ya da beğenmeme durumlarına tabi tutulabilir.
Sözlük kurallarının tam anlamıyla özümsenmeden yazılmış Bir örnek verelim: Bahsettiğimiz yer kulzos ise eğer sol frame akmıyor/#144513 numaralı girdide, yazarın yukarıda geçen kuralları tam anlamıyla okumadan kulzos’U kendi düşüncesinin bir ürünü olabilecek bir yer olarak tahayyül edip girdiyi sözlük kurallarının kendi yararına olabileceği bir çerçevede yaparak girdisini tarihe yazdırmıştır. (senin aklına uyup da sözlüğü boka mı çevireydik he miii?) Zararlı mıdır? Hayır, değil. Peki ders alınmış mıdır? Yapıcı eleştiriler sonrasında yazar muhtemelen istenilen formata uygun girdiler girmeye başlamıştır.
Evet, sözlük yazarları sözlüklerin formatına uygun olarak belli alanlarda yoğunlaşıp sözlüğü birer forum sitesi, instagram benzeri fotoğraf paylaşım siteleri, twitter gibi haber siteleri ve adını sayamadığım daha nice sosyal medya alanlarına kaydırabilir. Bilinçli veya bilinçsizce yapılmış olsun bu durumların sıkça tekrarlanması sözlüğün geleceğini çöplüğe çevirmekten başka bir işe yaramaz. Azı karar çoğu zarar diyerek bu sözlükte yazmanın kolay olmadığını; yazacak istidat yoksa da sözlüğü çöplüğe çevrilmemesi ve bu tip durumlara prim verilmemesi konusunda tüm değerli sözlük yazarlarına ricalarımı sunarım.
wikipedia yazarlığı değildir. bilimsel makale yazıyormuş gibi çok ciddi bir dil kullanmayı gerektirmez. lakin kullanmakta sakınca da bulunmaz. yazarın canı nasıl istiyorsa öyle sergilemesi gerektiren bir eylemdir.
benim kanaatime göre okuyanı kör etmemek için mümkün mertebe noktalama işaretlerini yerinde kullanmak ve imla kurallarına uymaya çalışmak da hoş olur.
önemli bir diğer nokta ise, belki sadece iyi niyetle de olsa girdi adedi artsın düşüncesiyle bir kaç kelimeden oluşan vasat tanımları yapmak sözlük yazarının değil @tdk gibi sözlük botlarının işidir. lütfen uzak duralım. yapanı var zaten.
velhasıl kelam, zevkli bir iştir. ama en önemlisi okunabilir olmak ve okuyana yazarın hakkında değil, başlık hakkında bir şey katabilmektir.
ne demek istiyorum, açayım biraz. misal bir filmin en sevdiğin film olduğunu değil, o filmin neden en sevdiğin film olduğunu anlatabilmektir sözlük yazarlığı. yani bir film başlığına gidip, "son günlerde en sevdiğim film." değil de "son günlerde en sevdiğim film, çünkü öncelikle oyunculuklar çok başarılı, konu sürükleyici, akış inanılmaz iyi, nasıl başladı, nasıl bitti bilmiyorsun hiç, aksiyon dozunda, komedi ve korku bir arada, bana göre imdb puanını sonuna kadar hak etmiş, brad'in oynaması da bonus..." gibi sevginin altını doldurabilmektir.
daha önce de burada dillendirildiği üzere sözlük yazarlığı özünde bir hobidir. ama kendinden çok başkalarına da faydalı bir hobidir. çünkü bildiğin, öğrendiğin şeyleri paylaşırsın bunu yaparken. bilgini. hem yazarken keyif alırsın, hem de esas amacın belki bu olmasa bile gelecekte bu bilgiye ya da kişisel bakış açısına ihtiyaç duyacak başkalarına bırakacak bir miras biriktirirsin. bana ne başkalarından diyecek bir insan değilsen eğer, bundan da keyif alırsın elbet.
sözlük yazarlığı bir hobi olduğu için, benim bakış açıma göre, bu hobiyi sürdürme ya da sürdürmeme kararı tamamen kişiseldir. aynı şekilde bu hobiyi hangi ortamda sürdüreceği kararı da tamamen kişiseldir. şöyle bir hayal edin. benim hobim pul biriktirmek. sonra bir gün sıkılıyorum. artık biriktirmek istemiyorum. ya da artık sadece atatürk pulları biriktirmek istiyorum. kimin ne haddine bana "yok kardeşim pul biriktireceksin! hem de hepsini!" demek. işte tam olarak bu nedenle, bırakın insanlar hobilerine kendileri karar versinler ya da onları mutlu eden ortamda bunu yapsınlar. işte bir de bu nedenle giden ağam, gelen paşam.
sözlük yazarlığının bir diğer faydası ise sosyal bir ortam olması sebebiyle hayatımıza kattığı insanlar. ve bu insanlar sözlük yazarlığından ya da bizim bulunduğumuz sözlükte yazmaktan vazgeçtiler diye kaybolup gitmiyorlar. gitmeleri gerekmiyor. yani ne bileyim bir @tepelerin kocakarisi yıllardır ortalarda yok diye görüşmüyor değilim. @ma icari sildiği girdilerini canlandırma çabasındayken ortalarda pek görünmese de hala hayatımda duruyor. @sol si re sol sözlüğü bıraktı diye rehberimden silecek halim yok. @lake of the hell tam bir kocakafalı olsa da izmir'e gidince kendime rakı ısmarlatmamam ihtimal dahilinde bile değil. @11001'den kum analizi dersleri almak için bulunduğu ilden geçerken bir yanına uğramam şart. @shinigami'yi de aradan çıkartırım bak o esnada... demem o ki, sözlük yazarlığı aslında bir yandan da arkadaş, dost biriktirmektir. şu manasız dünyada kendi fikrine yakın olan gerçek insanlara erişebilme şansıdır. daha çok insan sayarım da şimdilik gidenlerden çok azını saydım sadece...
sözlük yazarlığı ayrıca dünyayı kurtarmanızı da sağlamaz. onu da bilmekte fayda var. sözlük yazarlığı yaparak bir şeyleri değiştirmek mümkün olsaydı ben sanırım bunu 20 seneden uzun süredir yapan bir insan olarak başarırdım. başaramadım. belki ben bilmiyorumdur yazmayı, o da ihtimal dahilinde.
ha bir de, sözlük yazarlığı klavye delikanlılığı değildir. ben bunun irc zamanlarında kaldığını sanıyordum ama kalmamış. onu da hatırlatmak istedim.
velhasıl kelam, seviyorum. şu sıralar yazacak vakit bulamasam da yeterince, seviyorum. ve bırakın insanlar, huzurlu oldukları ortamda yapsınlar bunu. bana kulzos huzurlu geliyor. çünkü daha doğru düzgün bir ortama sahip olanını görmedim. bulamadım. meta'ya kadar. sonra iş başa düştü... başka bir yer olsa, ben de giderim.
AklIna ne geliyorsa kurtarıyor. Düşünsene o kadar şeyi dinleyecek insan bulman lazım. Ya da kendi kendine konuşman lazım uzun uzun. Ki kendi kendine konuşmanın sıkıntısı dağınıklaşmasıdır. buralarda gelişine sallamak, "ulan benim aklımdan ne geçiyormuş" diye topluca görmeni sağlar.
e günlükten farkı? e zaten bu işin atası bloglar açık günlüklerdi. (web log-->we blog -->blog). Forum gibi özel ilgi alanı falan istemiyordu. tek tek okunmayan, sadece "takibe takip" diye sözde ziyaret edilen, kimsenin zerre kadar umurunda olmayan tatil anılarını, iç sıkıntılarını, siyasi goygoyları çoklu kullanıcı ile yazma imkanı, "sol frame" gibi dahiyane bir tasarımla birleşince sarsılmaz bir web formatı çıktı. "sözlük" Hala nasıl dünya standardı olmadı anlamıyorum.
Buraya kadar bir mucize okuduysanız, geri kalanıyla ilgileneceğinizi tahmin ediyorum:
bu "hemen kurtulma" rahatlığı alışkanlık yaptığı gibi, biriktirerek daha düzgün şeyler yazmanızı, daha özelleşerek araştırmamızı da engelliyor. Eğer bir konuyu ciddi olarak öğrenmek ya da o konuda birşeyler üretmek istiyorsanız, o konularda sözlüklere yazmayın. deneyeceğim bakalım. 3 ay sonra neticeye göre editlerim.
forum kültürü yok olmaya başladığı zamanlardan sonra forum üyeliğinin evrildiği halden fazlası olmayan şey.
başlıktaki en uzun girdileri okudum. çoğunlukla bu boş zaman işinin olduğundan daha değerli hale getirilmesinden* bahsedilmiş. forum sitesinde yazmanın blog sayfasına yazmaktan farkı, biraz daha etkileşim kazanma imkanı ve konu kısıtlamasıydı. sözlük yazarlığı ile blog yazarlığı arasındaki fark da, sol frame ve bir miktar daha okunabilirlik kazanma ihtimaliydi. bunlardan fazlası hiçbir zaman olmadı ve olmayacak. ülkemizin dışında, insanlar okumayı bir hobi olarak değil, kişisel gelişmenin ana unsuru olarak gördüğü için açıp bir blog takip etmeyi, 20 a4 sayfasına sığabilecek ve genellikle kişisel ayrıntılardan bahseden yazılar okumayı seviyorlar. bizde ise, dikkat çekici görseli daya, geç. kovana gelen arılar misali, gelen gelir. tekrar edeyim; bundan fazlası hiçbir zaman olmadı. 2000-2005 arasındaki altın çağında bile sözlük yazarlığı, küçük bir entelektüel kitleyi kendisine çektiği için popülerdi bence. sonrasında bu popülerlik, zamanla "görsele hücum"a dönüştü ve zaten can çekişen okuma alışkanlığının da dibi görmesiyle birlikte "siktin formatı eyledin viran" gibi nefis kalıplar bile "ne diyon sen aq?" eşliğinde uğurlanır hale geldi. geri dönüş ise, imkansız.
yukarıda yazdıklarımı okudum ve "ben bunu neden yazdım?" diye kendime sordum. çünkü sözlük yazarlığına fazla değer veren ile hiç değer vermeyen insanların kesişiminde olan tek bir karakterdeki insanlar da mevcut. yani, kafasına esiyor, troll'lüğün dibini görüyor; başka bir gün, intihal oranı %4 civarında gezinen makale yazıyor. sonrasında da ağzından şu dökülüyor: "kime ne?". bireyselleşmenin en net örneklerinden biri bu. troll'lerken etkileşim almasıyla götü kalkan lümpen, "neden hep ciddi yazmıyorsun?" denilince siktiri çekiyor. çünkü kendi keyfi ne isterse, o ve sen bir dış etken olarak müdahale etmeyi bırak, buna karşı eleştiri bile yapamazsın. bence bu ayrımı kavradıktan sonra, sözlük yazarlığına atfedilen kral tahtının da tek parça camdan ve tabii ki kırılgan bir yapıda olduğu anlaşılacak.
Sözlük yazarlığı kavramını bilmem açıkçası. İlk tecrübem de kulzostur, ekşide yazmadım hiç. Kısacası bu konuda ilk tecrübem ve sevdiğim yerde de kalıcı olmaya çalıştım, çalışıyorum. Aradan 4 yıl geçse de bana ne kazandırdı diye bakıyorum. Tabii ki güzel bilgiler edindim, yeri geldi eğlendim, yeri geldi de değerli insanlar tanıdım. Bunların içinde hangisi en önemli diyorum kendi kendime. Buradan tanıdığım insanlar derim, bu konuda da netim yani.
kulzos yazarlığı kısmına gelirsek(çünkü diğer sözlük yazarlıklarını bilmiyorum); yeri geliyor eğleniyor, yeri geliyor bilgi ediniyor, radyo gibi bir nimetten sesimizi duyuruyor, kimi zaman kavga ediyor, kimi zaman trollüyor, kimi zaman duygusal bir birliktelik bile kuruyoruz yani. Bence bu sentez insanı barındırıyor içinde. Yani doğallık da diyebilirim. Hiç sürekli ciddi bir insan görmedim hayatımda. En ciddi insanların bile normal hayatlarında gülen, ağlayan, şaka yapan vs. insanlar olduklarına şahit oldum. Kimse de bana ciddiyetin her alana yayıldığı bir ortamı sevebileceğini söylemesin, çünkü inanmam.
Sözlük yazarlığının da insanlardan oluştuğunu ve yazarların internet ortamında değişim yaşamadığı, yani kendi oldukları sürece sözlüklerin her sentezi barındırabileceğini görüyorum ve iyisinin de bu olacağını düşünüyorum.
Kimseye yanıt değildir, sadece şahsi görüşümdür. :)
Amatör işidir. Zaten akademisyen, ödüllü bir yazar, kendisini alanında kabul ettirmiş bir araştırmacı iseniz oturup leyla sözlük'te yazmazsınız. ilgiden prim kasma niyetiniz yoksa ekşi'de de yazmazsınız.
Bir sözlükte neden yazılırın da kişiden kişiye değişen binlerce farklı sebebi olacaktır.
Bir sözlük neden okunurun da binlerce sebebi olabilir.
Sözlüklerin en güzel yanı çeşitliliktir. Dolu bir interaktif sözlükte. Mao, cranberries, göztepe, allen iverson, viyola, scooter, muz, ardahan, karadeniz, bering boğazı, yunanca, ermeni soykırımı, maserati, lüksemburg, kuantum, bergen, natalie cole... hakkında ardarda bilgi edinebilirsiniz.
Yaşlıların anlayabileceği şekliyle bu sözlükler kitap değil, ansiklopedi gibidir.
Aynı zamanda öznellerdir. Okuduklarınız doğru olmayabilir. Sizi okuduğunuzun doğruluğunu araştırmaya teşvik eder. Sadece bilgi değil, görüş ve yorum da okursunuz.
tarafımca normal sosyal medya kullanıcılığından bir nebze daha nitelikli olması beklenendir.
ekşi sözlük'ü ilk olarak lisedeyken keşfetmiştim, benim lise öğrenciliğim üzerinize afiyet yirmi yıl öncesi, ekşi sözlük'ün tüm evrimine şahidim. orada da başta makale, tez yazılmıyordu, herkes yine geyiğinin, ortamının peşindeydi ama bilgi içermeyen, tanımına uydurulmayan entry sahipleri hemen çaylak ilan ediliyor, kolay kolay herkes de yazar olamıyordu, üstelik o zamanlar twitter, instagram falan da yok, bloglar bile doğru düzgün yok, myspace ve msn live spaces var. kendini yazıyla ifade etmenin derdinde olan herkes ekşi sözlük yazarlığı peşindeydi, geyikler kaliteliydi, vakit geçirmek için girildiğinde bile birçok şey öğrenilerek çıkılıyordu siteden ve ben o zamanları hakikaten çok özlüyorum.
şimdi klon sözlüklerin sayısı bile bilinmiyor tarafımca, ekşi sözlük'te de yazar olmak da hiç zor değil, hatta insanlar para verip parayla hesap satın alıyorlar, artık o bekleyiş, çaylaklık süreci bile geride kalalı çok oldu, tanım yapmayan kimse uçurulmuyor, çaylak ilan edilmiyor, herkes istediği yere istediğini s.çıp bırakıyor ve hakikaten sözlük yazarlığının günümüzde eski sevgilisine laf sokan atarlı giderli twitter hesabı sahibi kız olmaktan hiçbir farkı da kalmadı.
bana göre sözlük yazarlığı, başkalarıyla paylaşabileceğinizi düşündüğünüz kimi trivia bilgileri, size ilginç gelen konuları, kişileri, olayları, nesneleri, hobileri anlatmak için kullanacağınız, yanında da geyik ve eğlence bonusuyla gelen bir sosyal medya kullanıcılığıydı hep. eğer eğlenmek istiyorsak, öncesinde biraz bilgi paylaşma yükümlülüğümüzü de yerine getirmemiz gereken, sonrasında geyiğimizi de tanımına uydurup sözlük jargonuna uygun yapacağımız, tartışmaların edebi seviyelerde nüksedeceği, kimsenin kimseyi tanımayacağı, nickler sayesinde anonim olarak boy gösterdiğimiz alanlarda koşturduğumuz atlar sayesinde kullandığımız bir sosyal mecra hedesiydi.
ekşi sözlük çok hevesimi kaçırıyor, burası çölde vaha gibiydi, buranın da daimi kullanıcıları benimle birlikte altı falan galiba, yine de buradan, ekşi sözlük'ten daha çok şey öğreniyorum son zamanlarda, hepinize teşekkür ederim.
sözlük yazarlığı, instagram'da yapacağınız çiçekli böcekli paylaşımları yapıp artı puan bekleyeceğiniz, ilişkiler hakkında ahkam keser rolü yaparak eski sevgililerinize laf döşeyeceğiniz, arkadaşlarınızın yüzüne söyleyemeyeceğiniz şeyleri sayıp dökeceğiniz, atarlı giderli postlar yazacağınız, kendi reklamınızı yapacağınız, kankacılık oynayacağınız bir konum olmamalı bana göre, benim naçizane fikrime göre kalıcı bir ansiklopedi oluşturacak şekilde bilgi paylaşımı yapılırken bunun yanı sıra bilgi almaya ve vermeye gelen kişilerin sitede vakit geçirme niteliğini artıracak tatlı, kaliteli bir geyiğin döneceği bir yerdir, kimsenin kimseyi tanımadığı, bu sebeple de kimsenin kişisel özelliklerinin, yeteneklerinin, vasıflarının öne çıkmadığı, herkesin silik birer nick olduğu bir yerdir.
ama git bak, ekşi sözlük'te üstsüz üzgün kaslılarla selfieli tatlı kızlar yazıyor artık, her başlıkta aşk aradıklarını ya da aşk acısı çektiklerini insanların gözüne soka soka, herkes ne kadar iyi, ne kadar masum, ne kadar hoş insanlar olduğunu anlatıyor, bugün kahvaltı menülerini yazıyorlar bak. hadi biz de yazalım. porridge yedim bu sabah ben, pörç diyoruz biz ona, yulaf ezmeli, muzlu, cevizli, fıstık ezmeli ve ballıydı. hindistan cevizi de vardı. sözlük yazarından beklenen budur.
tamamlanmamış taslaklara, uktelere bakarken kendimi postyapısalcı bir noktadan neden yazıyorum? sorusunu sorarken buldum. gerçekten neden yazıyorum? burda yazmak ne anlam ifade ediyor? falan diye beynimi bronzlaştırıyorken bu başlığa denk geldim, aslında bunları sorgulamak bir noktada nihilist bir yere sokuyor insanı yani sabah kahvaltıda neden tarkan dinledim? veya neden nefes alıyorum? gibi.
sözlük yazarlığını nitelikli/niteliksiz herbokolog olarak tanımlayabilirim, yani şöyle bir geçmiş girdilerime ve takip ettiğim yazarlara baktığımda konusunda uzman olunan nitelikli yazılardan çok ilgi alanlarıyla alakalı niteliksiz yazılar yer alıyor, yani tabi bir konu hakkında konuşmak için illa okul bitirmek gerekmiyor, hatta şunu söyleyebilirim bugüne kadar bir konu özelinde öğrendiğim ve geek muhabbeti döndürdüğüm ne varsa o konunun mekteplisi değil alaylısıyla oldu bu, yani akademisyen değilseniz veya konu başlığı altında özel bir ilginiz yoksa burda yazma motivasyonu da kalmıyor zaten.
genel olarak bana yazma motivasyonu veren şey pek sık yaşanmasa bile konu başlığı altında benim argümanımın veya subjektif yorumumun aksine farklı düşünen bir insanın girdiyi eleştirmesi bu sayede belki bana da farklı bir ufuk açması tabi bu tarz tartışmalar yerine genelde "sen vahdettini savundun" tarzı atışmalar gerçekleşiyor, bunun dışında bazen yine subjektif olduğunu düşündüğüm yorum içeren konularda bir yazı gördüysem uzun uzun altına antitez falan yazıyorum. bunu burayı ciddiye aldığım için yapıyorum sanırım, daha doğrusu fikrine önem verdiğim ve belki bir iki şey öğrenirim diyebileceğim yazarlar var son zamanlarda tabi tamamen boş muhabbet üzerine aşırı sağcı kafa uçurmalı linçlemeli girilerin yazıldığı dönemlerde oluyor, genelde o dönemlerde yazmayı pek tercih etmiyorum.
nitelikli yazmak veya ideal sözlük yazarı olmak sanırım sınırları net bir şekilde çizilebilecek şeyler değil, mesela benim için merak ettiğim bir konuda ne kadar farklı noktaya referans veriyorsa ve okurken kafamı açıyorsa o kadar kalitelidir giri, örneğin bir müzik grubu veya sanatçı hakkında toplu bir şekilde trivia alabileceğim yegane yerdir burası, ayrıca zıt görüşte olup tersini savunan kişilerin olması da yine zenginliktir, ya da tarihi bir olayı hikayeleştirip nefis bir şekilde anlatıyorsa, yani bunların illa çok nitelikli kesin bilgiler içermesi de gerekmiyor.
yani şimdi bütün bunları neden yazdım, yazmasam da birşey kaybetmezdim diye düşünüyorum yine, siz siz olun yapısalcılıktan veya varsa bir ideolojiniz parkalı veya bıyıklı bırakmayın * sonra böyle attığı adımı sorgulayacak noktaya geliyor insan.
aslında şunun da farkındayım yine herşeyde olduğu gibi ne kadar emek veriyorsanız ve ciddiye alıyorsanız o kadar önemli oluyor o şey ve üstüne titriyorsunuz, şu mecraya ilk girdiğim zaman daha sosyal bir insandım, sadece takılıyordum burda zaten bir iki kişi haricinde tanışıklıkta olmadığından rahat rahat saçmalıyordum şimdi bakıyorum koca koca insanlara neler söylemişim denk geldikçe o hallerimden utanıyorum.
özetle mecranın elverdiği kadarıyla sürekli farkı formatlara evrilen bir kavram bu doğrusu eğrisi falan yok pozitifi negatifi var.
kişinin 20'sinden sonra keman öğrenmesiyle aynı şeydir. tamamen kişisel tatmin amaçlı yapılır. tabii benim bir arkadaşım 50'sinden sonra kanser tedavisi sırasında moral-motivasyon olsun diye öğrenip orkestraya bile katıldı orası ayrı.*
"neden sürekli sözlüğe yazıyorum?" sorusuna vereceğim cevap da "kişisel tatmin" olur zaten. buraya yazmasam twitter'a yazardım. twitter da olmasa defter tutardım. çünkü insan merak edip öğrendiği bir şeyi bir şekilde pekiştirmek istiyor.
çevremde de bu duygumu tatmin edecek kimse olmadığından buraya yazıyorum işte.
belki herbokolog olarak görüyordur çoğu kişi, belki kibirli olarak görüyordur, belki ilgi çekmeye çalışan birisi olduğumu düşünüyorlardır; bilemeyeceğim orasını. ama buraya yazdığım çoğu şey merak ettiğim ve ardından gittiğim şeyler.
aslında bana para kazandıran japonca ve çince bilgim. ama sözlükte çince başlık açılamadığından bu konularda çok yazmıyorum. daha çok latin alfabesi ile ifade edebileceğim konuları yazıyorum burada.