12 şubat 1969 brooklyn doğumlu, yahudi asıllı abd'li yönetmen ve senarist.
her filmi izlenesidir benim için. başyapıt gibi bişiy resmen. pi'yle tanıştım kendisiyle. böööyle izleyenin üstüne üstüne gelen bi film, nası desem; saldırıyo sana, kafana kafana vuruyo böyle. ardından requiem for a dream'i izlemiştim, o da aynı. izleyicisine saldıran film nedir diye sor, cevabı bu film derim. sonra the fountain geldi, nası güzel bi anlatım, nası duygusal bi anlatım.. fantastik desen fantastik, dram desen dram. the wrestler izledik sonra; mickey rourke'un kendini ne hale getirdiğini gördük bu filmde. ve black swan! klişe tabirle natalie portman'ın devleştiği film! seviyorum bu adamın filmlerini, yenisi olsa da izlesek
hemen hemen tüm filmlerini izlediğim usta yönetmen.
imgesel anlatımlara dayalı filmler arasında, zihin dünyasıyla birlikte insanın duygusal dünyasını da alt üst edebilen bir yanı var. darren aronofsky, bir filmi kült haline getiren sarmalların her birini tek tek ve özenle bir araya getirip işleyebilen, her bir sarmala ayrı özen gösterip, hiç birini diğerinin önüne geçirmeden aktarabilen bir yeteneğe sahip.
pi'de yaşanan psikolojik ve "düşüncenin doğum sancıları" temalı buhranlar, requiem for a dream'de yaşanan yoksunluk ve aidiyet buhranları, the fountain'de yaşanan ruhsal ve fiziksel dünya bunalımları... bunlar gibi bir çok örnek verilebilir aslında darren aronofsky filmlerinin sarmallarına.
elbette bu sarmalların arasında yer alan müzik ve görsel uyum -genellikle- hatsafhadadır. bunun en güzel örneğini ise "the fountain" ile göstermiştir.
filmlerde kullandığı renk paletleri ve müziklerin tonlarındaki uyum, günümüzde az rastlandığına inandığım bir ahengi oluşturmakta. ayrıca senaryolarındaki/filmlerindeki mitolojik-dinsel-kökensel atıfların detayları ve işleniş açıları beni hep etkilemiştir.
tüm bu sarmallar bir araya geldiğinde, darren aronofsky, kendine ait bir "kült" oluşturmayı başarmış nadide yönetmenlerden biri olup çıkmakta karşımıza.