kur'an-ı kerim'in birçok yerinde zekattan söz edilmiş ve ona o kadar önem verilmiştir ki, çoğunlukla dinin en büyük farizası olan namaz ile birlikte zikr olunmuştur. mesela, bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
"dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu allah katında bulacaksınız." bakara suresi, 110. ayet.
imam sadık k.s bu konuda şöyle buyuruyorlar:
"zekât, zenginler için bir imtihan vesilesi, fakirler için de bir geçim kaynağı olsun diye farz kılındı. eğer insanlar, mallarının zekâtını verselerdi, fakir ve muhtaç bir müslüman kalmaz ve allah'ın, kendisi için farz kıldığı mal ile zengin olurdu.
buna göre eğer fakir, muhtaç, aç ve çıplak biri bulunuyorsa, zenginlerin günahları sebebiyledir. onun için de allah, kendi rahmetini, malında allah hakkı bulunup da onu ödemeyen kimselerden esirgerse, haktır."
"allah teala, fakirler için zenginlerin mallarında muayyen bir hisse ayırmıştır. zenginler onu ödemedikçe övgüye layık değildirler. o da zekâttır. onun sayesinde canları korunmuş olur ve onunla müslüman oldukları bilinir."
hz. ali (k.v) bu hususta şöyle buyuruyor:
"zekât, namaz ile birlikte müslümanlar allah'a takarrüb (yakınlaşma) vesilesi kılınmıştır. kim, onu gönül hoşluğu ve rağbet ile öderse, günahlarının kefareti ve örtücüsü sayılır ve onu cehennem ateşinden korur. öyleyse hiç kimse onu verdikten sonra tekrar hatırlayarak üzülmesin."
islam dini ekonomik hürriyeti ve şahsi mülkiyeti kabul ettiği ve; "allah, altın ve gümüş paraları (mal ve serveti) kullarının işlerinin düzene girmesi ve ihtiyaçlarının giderilmesi için bir vesile kılmıştır. buna göre kim, çok mal toplar da allah'ın o maldaki hakkını yerine getirir ve zekâtını verirse, o malın hepsi onun için helal ve temiz olur."